Yeni Masallar

Ayışığına Mektup Taşıyan Çıngıraklı Bisiklet

Gümüşova’nın evleri, geceleri ay ışığıyla parlayan küçük pencerelere sahipti. Fakat bir sabah kasaba halkı uyandığında gökyüzündeki ayın ışığının inceldiğini fark etti. Akşam olunca sokaklar karardı, çiçekler başlarını eğdi, gece kuşları şarkılarını yarıda bıraktı. Kasabanın en meraklı çocuğu Mimoza, eski tren istasyonunun arkasındaki depoda paslı bir bisiklet buldu. Bisikletin gidonunda minicik bir zil vardı. Mimoza zile dokununca zil, “Çın!” diye değil, sanki uzaktan bir yıldız konuşuyormuş gibi, “Işığı arayan, önce bir dileği dinlemeli,” dedi.

Mimoza şaşkınlıkla bisikletin sepetine baktı. Sepetin içinde beyaz bir kâğıt, mavi bir kalem ve üzerinde gümüş bir düğme bulunan yuvarlak bir kutu vardı. Kâğıtta şöyle yazıyordu: “Ay ışığı, Gecenokta Tepesi’ndeki eski gözlem evinde saklı. Onu geri getirmek için kasabanın en güzel dileğini bul.” Mimoza hemen yola çıkmak istedi; ancak bisikletin tekerlekleri dönmedi. Zile yeniden bastı. Bu kez zil, “Tek bir kişinin dileği, uzun bir yolu aydınlatmaya yetmez,” dedi.

Mimoza önce fırına gitti. Fırıncı Nergis Hanım, ay ışığı geri gelirse ekmeklerini geceleri de sıcak tutabileceğini söyledi. Sonra marangoz Uraz’a uğradı. Uraz, çocukların oyun oynayacağı yeni bir salıncak yapmayı diledi. Bahçıvan Tulu ise bütün kasabanın aynı gün çiçek açmasını istiyordu. Herkesin dileği güzeldi ama herkes kendi dileğini en parlak ışık sanıyordu. Mimoza, dilekleri küçük kâğıtlara yazıp sepete koydu. Bisikletin tekerlekleri biraz ilerledi, sonra yeniden durdu.

Yolun kıyısında, şapkasının altında mırıldanan yaşlı bir gezginle karşılaştılar. Gezginin adı Hümay’dı ve yanında küçük bir davul taşıyordu. Hümay, “Bir dileği büyütmek için onu başka dileklerle yarıştırmak değil, birbirine bağlamak gerekir,” dedi. Mimoza bu sözleri düşünürken yağmur başladı. Kâğıtlar ıslandı, yazılar birbirine karıştı. Kasabalıların dilekleri silinmek üzereydi. Bunun üzerine Mimoza, herkesten dileklerini tek cümlede birleştirmelerini istedi.

Nergis Hanım, “Herkese sıcaklık,” dedi. Uraz, “Herkese oyun,” diye ekledi. Tulu ise “Herkese renk,” dedi. Mimoza bu sözleri bir araya getirerek şöyle yazdı: “Gümüşova’da herkesin içini ısıtan, çocukları güldüren ve dünyayı renklendiren bir ışık olsun.” O anda bisikletin zili öyle güzel çaldı ki yağmur damlaları havada parlayan boncuklara dönüştü. Tekerlekler hızla dönmeye başladı. Mimoza, Hümay ve kasabalılar, ellerindeki fenerlerle Gecenokta Tepesi’ne doğru ilerlediler.

Gözlem evinin kapısı kilitli değildi. İçeride, tavandan sarkan büyük bir cam küre vardı. Kürenin içinde küçücük, titrek bir ışık saklanıyordu. Yanında da taş bir levha duruyordu: “Işık, yalnızca onu paylaşacak yürekler bulduğunda büyür.” Mimoza, birleşen dileği yüksek sesle okudu. Herkes sözlere kendi iyiliğini kattı. Nergis Hanım ekmeklerini paylaşacağına, Uraz salıncağı herkes için yapacağına, Tulu ise çiçek tohumlarını komşu köylere göndereceğine söz verdi.

Cam küre önce hafifçe parladı, sonra içindeki ışık büyüyerek odanın duvarlarına yayıldı. Gecenokta Tepesi’nden gökyüzüne ince bir ışık sütunu yükseldi. Ay, sanki bu çağrıyı bekliyormuş gibi yeniden aydınlandı. Gümüşova’nın pencereleri parladı; çiçekler başlarını kaldırdı, gece kuşları neşeli ezgilerine devam etti.

Ertesi sabah kasabalılar, Mimoza’nın bisikletini meydanın ortasına koyup onu rengârenk kurdelelerle süslediler. Hümay davul çaldı, çocuklar yeni salıncakta sırayla sallandı. Bisikletin zili ise yalnızca biri güzel bir dileği paylaşınca çalıyordu. Mimoza, ışığın gökyüzünden gelmiş olsa da onu parlatanın insanların birlikte kurduğu iyilik olduğunu artık biliyordu. O günden sonra Gümüşova’da her yeni dilek, önce başkasına nasıl umut olacağını düşünerek söylenirdi.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu