Sayfaların Ardındaki Renkli Merdiven

Ekin, yağmurlu öğleden sonralarını mahallesindeki küçük kütüphanede geçirmeyi severdi. Rafların arasında dolaşırken kitapların kokusunu içine çeker, renkli kapaklara bakarak uzak diyarlara yolculuk ederdi. Bir gün, en üst rafta tozlanmış, kapağında yıldız biçimli bir pencere bulunan kalın bir kitap gördü. Kitabın adı yoktu. Ekin kitabı açınca sayfaların arasında incecik bir merdiven çizimi belirdi.
Çizimdeki merdiven, sayfanın kenarından dışarı doğru uzanıyor gibiydi. Ekin parmağıyla ilk basamağa dokundu. O anda merdiven parladı ve kütüphanenin ortasında, havada asılı duran rengârenk bir yol oluştu. Merakına yenilen Ekin, kitabını sıkıca tutarak basamaklara adım attı. Her basamakta başka bir renk vardı: umut sarısı, deniz mavisi, elma yeşili ve gece moru.
Merdivenin sonunda geniş bir meydana çıktı. Meydanın çevresinde birbirinden ilginç evler bulunuyordu. Bir evin çatısı şiir dizeleriyle kaplıydı, diğerinin pencerelerinden masal kahramanlarının kahkahaları geliyordu. Fakat meydanda garip bir sessizlik vardı. Raf şeklindeki evlerin kapıları kapalı, kitapların sayfaları ise bembeyazdı.
Yanına yuvarlak gözlü, tüylü bir kuş yaklaştı. Kuşun boynunda küçük bir ayraç asılıydı.
“Ben Sözböceği Pera’yım,” dedi. “Bu ülkenin kitapları renklerini kaybetti. Çocuklar okumayı bırakınca hikâyeler uykuya daldı. Onları uyandırmak için üç kayıp kelimeyi bulmamız gerekiyor: merak, paylaşmak ve hayal.”
Ekin, “Kelimeleri nerede arayacağız?” diye sordu.
Pera, kanadını kuzeydeki sessiz kuleye doğru uzattı. “Her kelime, onu gerçekten anlayan birinin karşısına çıkar.”
Önce Merak Kelimesi’ni aradılar. Kuleye giden yolda üç kapı vardı. İlk kapıda “Burası neden böyle?” yazıyordu. İkinci kapıda “Başka türlü olabilir mi?” deniyordu. Üçüncü kapıysa hiçbir şey sormuyordu. Ekin, üçüncü kapının önünde durup bir süre düşündü. Sonra kapının arkasında ne olduğunu öğrenmek için tokmağı çevirdi. İçeride pırıl pırıl bir harf buldu. Harf, Ekin’in avucuna konunca “merak” sözcüğüne dönüştü.
İkinci kelimeyi bulmak için, kitapların toplandığı büyük salona gittiler. Salonun ortasında yalnızca bir sandalye ve üzerinde tek bir kitap vardı. Ekin kitabı açtı. Kitapta güzel bir hikâye anlatılıyor, ancak son sayfa boş bırakılmıştı. Pera, “Bu hikâyeyi tek başına tamamlayamazsın,” dedi.
Ekin hemen salondaki kitap evlerinin kapılarını çaldı. Gelen herkes bir cümle ekledi. Bir çocuk neşeli bir başlangıç yazdı, yaşlı bir masal anlatıcısı bilgece bir öğüt verdi, küçük bir tavşan da komik bir ayrıntı ekledi. Hikâye tamamlanınca sayfanın içinden “paylaşmak” kelimesi yükseldi. Kelime, salondaki bütün kitaplara sıcak bir ışık yaydı.
Son kelimeyi bulmak en zoruydu. Pera, Ekin’i gökyüzüne açılan boş bir terasa götürdü. “Hayal burada saklanır,” dedi. “Ama onu görebilmek için gözlerini değil, içindeki iyiliği kullanmalısın.”
Ekin gözlerini kapattı. Kütüphanedeki çocukları düşündü. Kimi yeni bir dünya keşfetmek, kimi cesaret bulmak, kimi de yalnız hissettiğinde bir dosta kavuşmak için kitap okuyordu. Ekin, herkesin kendi masalına ihtiyaç duyduğunu anlayınca terasta yumuşak bir ışık belirdi. Işığın içinden son kelime çıktı: “hayal.”
Üç kelime bir araya gelince sessiz ülke yeniden canlandı. Kapılar açıldı, sayfalar renklerine kavuştu, şiir evlerinin çatılarından melodiler yükseldi. Pera, Ekin’e yıldız pencereli kitabı uzattı.
“Sen yalnızca kelimeleri bulmadın,” dedi. “Kitapların, okuyan herkesle birlikte büyüdüğünü de hatırlattın.”
Ekin merdivenden aşağı indiğinde kendini yeniden kütüphanede buldu. Yağmur dinmiş, pencerelerden güneş süzülmüştü. O günden sonra Ekin, arkadaşlarını kütüphaneye davet etti. Birlikte kitaplar okudular, hikâyelerin sonlarını düşündüler ve kendi masallarını yazdılar. Çocuk kitapları oku diyerek başlayan her buluşma, renkli merdivenin başka bir basamağını aydınlattı.
Kim bilir, belki siz de bir gün adsız bir kitabın sayfalarını çevirirken uzak bir ülkeye açılan merdiveni fark edersiniz. O zaman merakınızı yanınıza alın, hayalinizi paylaşın ve hikâyenin kapısını cesaretle aralayın.




