Masallar Diyarı

Unutulan Gülüşlerin Çanını Arayan İpekkanat

Masallar diyarının en renkli köşesinde, tepeleri kekik kokan, dereleri şarkı söyleyen Minikırpıntı Vadisi bulunurdu. Bu vadide yaşayan herkesin özel bir gülüşü vardı. Kimi kahkaha atınca kelebekler havalanır, kimi kıkırdadığında çiçekler başını sallardı. Küçük bir kirpi olan İpekkanat’ın gülüşü ise incecik ve neşeli bir çan sesi çıkarırdı. Onu duyan herkesin içi ısınırdı.

Bir sabah İpekkanat gözlerini açtığında vadide tuhaf bir sessizlik olduğunu fark etti. Tavşanlar gülümsemeye çalışıyor ama ses çıkaramıyor, ördekler komik yürüyüşler yapıyor ama kimse kıkırdamıyordu. Fırıncı Pofuduk Nine, en sevdiği tarçınlı çöreği yanlışlıkla ters çevirince bile yüzünde yalnızca şaşkın bir ifade belirdi.

İpekkanat, vadinin ortasındaki Yaşlı Söğüt’ün yanına koştu. Söğüt, dallarından birkaç yaprak indirip yumuşak bir sesle konuştu: Gülüşler kaybolmadı, yavrum. Onları taşıyan Neşe Çanı sustu. Çan yeniden çalmazsa insanların içindeki sevinç de yolunu bulamaz.

“Neşe Çanı nerede?” diye sordu İpekkanat.

Yaşlı Söğüt, köklerinin arasından küçük bir harita çıkardı. Haritada üç yer işaretlenmişti: Unutkan Taşlık, Fısıltılı Çayır ve Ters Akan Dere. Çanı bulmak için bu yerlerden geçmek gerekiyordu. Ancak haritanın altında bir not vardı: Çan, yalnızca başkasının sevincini önemseyen bir kalbin önünde görünür.

İpekkanat yola çıkarken yanına birkaç arkadaşını almak istedi. Fakat herkesin gülüşü kaybolduğu için vadide kimse konuşmaya hevesli değildi. Bunun üzerine küçük kirpi, yalnız başına ilerledi. Unutkan Taşlık’a vardığında karşısına, sürekli aynı soruyu soran üç yuvarlak kaya çıktı.

“Bizi neden buraya geldiğini hatırlıyor musun?” diye sordular.

İpekkanat kendi amacını anlatmak yerine kayaların neden üzgün göründüğünü sordu. Kayalar, uzun zamandır kimsenin üzerlerine oturup dinlenmediğini söyledi. İpekkanat onları yosunlarla süsledi, ardından kısa bir mola verip taşların serinliğini övdü. Kayalar ilk kez kendilerini fark edilmiş hissedince hafifçe titredi ve yolun üzerindeki dikenleri yana çekti.

Fısıltılı Çayır’da her ot, başka birinin sözünü tekrar ediyordu. İpekkanat burada kendi adını duymak için seslendi, fakat çayır yalnızca uzaklardan gelen bir ağlama sesini geri verdi. Sesin peşinden gidince kanadı çiğe bulanmış bir uğur böceği buldu. Uğur böceği, yuvasına dönemediği için korkuyordu. İpekkanat onu sırtına aldı ve çimenlerin arasından yuvasına götürdü. Uğur böceği sevinçle kanat çırptı; çayırdaki bütün otlar aynı anda usulca şarkı söyledi.

Son durak Ters Akan Dere’ydi. Suları aşağı değil, yukarı doğru akıyor; küçük yapraklar gökyüzüne yükseliyordu. Derenin kıyısında gümüş renkli bir kapı vardı. Kapı, “İçeri girmek için en çok neyi özlediğini söyle,” dedi.

İpekkanat düşündü. Kendi gülüşünü özlediğini söyleyebilirdi. Ancak vadideki herkesin neşesini kaybettiğini hatırladı. “Ben, herkesin yeniden gülebildiği bir sabahı özlüyorum,” dedi.

Kapı açıldı. İçeride, bulutların arasında duran eski Neşe Çanı vardı. Çanın dili kopmuş, yanında da minicik bir not duruyordu: Bu çan tek bir kişinin mutluluğuyla çalmaz. Sevincini başkasına verdiğinde sesini bulur.

İpekkanat çanı kaldırıp vadinin yolunu tuttu. Yolda karşılaştığı herkese Unutkan Taşlık’ın serinliğini, Fısıltılı Çayır’ın şarkısını ve uğur böceğinin sevincini anlattı. Hikâyeyi dinleyenlerin yüzü aydınlandı. Her biri kendi küçük mutluluğunu bir başkasına sundu: Pofuduk Nine çöreklerini paylaştı, tavşanlar komik adımlar öğretti, ördekler suyun üzerinde daireler çizdi.

O anda Neşe Çanı, İpekkanat’ın ellerinde berrak bir sesle çaldı. Ses, vadinin her köşesine yayıldı. Önce bir çocuk güldü, sonra bir kuş öttü, ardından bütün Minikırpıntı Vadisi kahkahalarla doldu. İpekkanat’ın incecik çan sesi de bu büyük neşeye karıştı.

O günden sonra masallar diyarında herkes şunu hatırladı: Sevinç saklanınca küçülür, paylaşıldıkça kocaman bir şarkıya dönüşür.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu