Kükremeyi Değil Dinlemeyi Öğrenen Aslan

Güneş, Sarıyar Vadisi’nin kızıl kayalarına yeni değmişti. Genç aslan Aras, mağarasının önünde gerinip derin bir kükreme bıraktı. Sesi kayalardan sekerek uzak tepelere ulaştı. Aras, bu güçlü sesten gurur duyuyordu; ne zaman bir sorun çıksa, kükremesinin herkesi harekete geçireceğine inanıyordu.
O sabah vadide tuhaf bir sessizlik vardı. Uzun otların arasından kıvrılarak geçen Gümüşçay kurumuş, hayvanların su içtiği taş çanaklar boş kalmıştı. Tavşanlar susuzluktan yavaşlıyor, zebralar gölgede bekliyor, küçük kuşlar gagalarını serin çamurda ıslatmaya çalışıyordu. Aras hemen en yüksek kayaya çıktı ve kükredi.
“Gümüşçay yeniden akacak! Herkes vadinin kuzeyine gitsin!”
Hayvanlar birbirine baktı. Kuzeyde su yoktu; orası dikenli çalılarla kaplı, sarp bir yamaca uzanıyordu. Yine de Aras’ın güçlü sesine karşı çıkmaya çekindiler. Sürü halinde yola çıktılar. Bir süre sonra dikenlere takıldılar, yoruldular ve geri döndüler. Aras’ın yüzündeki gurur, ilk kez küçük bir utanca dönüştü.
Minik İşaretler
Yaşlı kaplumbağa Numa, Aras’ın yanına yavaşça geldi. Sırtında yıllardır taşıdığı kabuğu güneş altında parlıyordu.
“Kükremen uzaklara ulaşır,” dedi Numa, “ama suyun nerede saklandığını öğrenmek için yakındaki işaretleri duyman gerekir.”
Aras kaşlarını çattı. “Hangi işaretleri?”
Numa, önündeki toprağı gösterdi. “Şu nemli çizgiye bak. Şu söğüdün yaprakları neden diğerlerinden daha yeşil? Karıncalar neden aynı yöne gidiyor? Bazen küçücük izler, büyük cevaplar taşır.”
Aras ilk kez çevresine sessizce bakmayı denedi. Gerçekten de söğüdün kökleri çevresinde toprak daha koyuydu. Karıncalar, vadinin batısındaki alçak taşlığa doğru ilerliyordu. Oradan da belli belirsiz bir serinlik geliyordu.
Aras öne atılmak istedi, fakat bu kez kendini tuttu. Yanına Numa’yı, hızlı koşan ceylan Lale’yi, keskin gözlü saksağan Pırpır’ı ve toprağı iyi tanıyan köstebek Toko’yu aldı. Her biri başka bir ipucu arayacaktı.
Taşların Arasındaki Yol
Pırpır havalanıp batıdaki taşlığa baktı. “Üç kayanın arasında parlayan bir çizgi görüyorum,” diye seslendi. Lale, çizginin yanına gidince bunun su değil, ıslak yosun olduğunu fark etti. Toko toprağı eşeledi. Kısa süre sonra yerin altından serin bir hava yükseldi.
“Burada boşluk var,” dedi köstebek. “Belki eski su yatağıdır.”
Aras iri pençeleriyle taşları kaldırmaya başladı. İlk taşı tek başına çekemedi. İkincisi de kımıldamadı. Tam yeniden kükremek üzereyken Numa, “Herkesin gücü ayrı yerde işe yarar,” diye hatırlattı.
Ceylan Lale ince bir dal bulup taşın altına yerleştirdi. Pırpır, diğer hayvanları yardıma çağırdı. Toko toprağı gevşetti, Numa da dalın doğru noktaya dayanmasını gösterdi. Aras, hep birlikte itince koca taş yana yuvarlandı. Altından incecik bir su sızıntısı çıktı.
Su, taşların arasından akmak istiyor ama önüne sıkışmış kökler ve çamur yüzünden ilerleyemiyordu. Hayvanlar gün boyunca çalıştı. Filler yoktu, fakat sayısız küçük yardım vardı: kirpiler kuru dalları taşıdı, maymunlar kökleri çekti, kuşlar uzak göle gidip gagalarında ıslak yosun getirdi. Aras ise ağır taşları kaldırdı ve yorulanlara gölge oldu.
Vadinin Yeniden Gülümsemesi
Akşamüstü, son kök de yerinden çıkınca su önce ince bir iplik gibi göründü. Sonra taşların arasından hızlanarak aşağı süzüldü. Gümüşçay’ın yatağına ulaşan su, boş çanakları doldurmaya başladı. Hayvanlar sevinçle bağırdı; fakat Aras bu kez kükremedi. Başını eğip suyun berrak sesini dinledi.
Numa gülümsedi. “Bugün vadinin en güçlü canlısı kimdi?”
Aras, çevresindeki dostlarına baktı. “Hepimiz,” dedi. “Çünkü kimse tek başına bütün işaretleri göremez.”
O günden sonra Aras, bir sorun çıktığında hemen emir vermedi. Önce dinledi, sonra sordu, en sonunda gücünü başkalarının bilgeliğiyle birleştirdi. Kükremesi hâlâ uzak tepelere ulaşıyordu; ancak vadidekiler onu artık yalnızca güçlü olduğu için değil, herkese kulak verdiği için seviyordu.
Gümüşçay’ın kıyısında her bahar küçük bir su çiçeği açtı. Aras, o çiçeği gördüğünde ilk sabahı hatırladı: Bazen en büyük değişim, yüksek sesle konuşmakla değil, küçücük bir işareti fark edecek kadar sessiz kalmakla başlardı.



