Köpek Masalları

Badem’in Burnundaki Neşeli Sır

Çiçekliova’nın en canlı sakini Badem adında, kulakları biri yukarıda biri aşağıda duran sevimli bir köpekti. Badem’in kuyruğu, sevindiğinde küçük bir bayrak gibi sallanır; burnuysa herkesin fark etmediği kokuları bile ayırt ederdi. Taze ekmeği, ıslak toprağı ve ninesinin ördüğü yün çorapları uzaktan tanırdı. Fakat Badem’in en sevdiği koku, köy meydanında gülüşen insanların neşesiydi.

Bir sabah Badem gözlerini açtığında tuhaf bir şey fark etti. Fırından sıcak çörekler çıkıyor, çocuklar oyun oynuyor, horozlar öterek ortalıkta dolaşıyordu ama köyde neşe kokusu yoktu. Herkes işini yapıyor, yine de yüzlerindeki gülümsemeler sanki bir yere saklanmış gibi görünüyordu.

Badem önce fırıncı Narin Teyze’nin yanına gitti. Teyze, tezgâha dizdiği çöreklere bakıp iç çekiyordu.

“Hamurlarım kabarıyor ama içimdeki sevinç kabarmıyor,” dedi. “Bugün kimse çöreklerin kokusunu merak etmiyor.”

Badem burnunu yere yaklaştırdı. Taşların arasında çok hafif bir iz buldu. Bu, yağmurdan sonra açan nergislerin ve eski tahta oyuncakların birbirine karıştığı garip bir kokuydu. İz, meydanın dışındaki söğütlükten geçip derenin kıyısına uzanıyordu.

Yolda Badem’e üç çocuk katıldı: renkli taş toplamayı seven Lila, sessizce ıslık çalan Aras ve her şeyi not eden küçük Nehir. Badem’in iz sürdüğünü görünce meraklandılar.

“Ne arıyoruz?” diye sordu Lila.

Badem havladı. Çocuklar onun dilini tam anlamasa da köpeğin kararlı bakışından önemli bir şey bulmaya çalıştığını anladılar.

Derenin yanında, yaprakların altında minicik bir kapı gördüler. Kapı ne bir kulübeye ne de bir ağaca açılıyordu; yalnızca toprağın üzerinde duruyordu. Üzerinde, “Neşeyi arayan önce bir iyilik yapar,” yazıyordu.

Aras hemen çevreye baktı. Derenin kıyısında, rüzgârın sürüklediği dallar birikmişti. Dördü birlikte dalları topladı, suyun önünü açtı. Su yeniden şırıldamaya başlayınca kapı biraz aralandı.

Kapının ardında, avuç içi kadar bir oda vardı. Odanın ortasında camdan yapılmış yuvarlak bir kavanoz duruyor, içinde sarı bir ışık titreşiyordu. Badem kavanoza yaklaşınca burnuna köy meydanındaki neşenin kokusu geldi. Ama kavanozun kapağı sıkıca kapanmıştı.

Camın üzerinde yeni bir cümle belirdi: “Neşe tek başına taşınamaz. Onu çoğaltan, paylaşandır.”

Çocuklar birbirlerine baktı. Lila cebindeki en parlak taşı çıkardı ve kavanozun yanına bıraktı. Aras, o güne kadar kimseye dinletmediği küçük ıslığını çaldı. Nehir defterinden komik bir çizim koparıp duvara astı. Badem ise kuyruğunu öyle hızlı salladı ki kapının önündeki kuru yapraklar dönmeye başladı.

O anda kavanozun kapağı tık diye açıldı. Sarı ışık, ince bir kurdele gibi odadan dışarı süzüldü. Derenin üzerinden geçti, söğüt dallarına kondu ve köy meydanına doğru ilerledi. Badem ile arkadaşları da peşinden koştular.

Işık meydana ulaştığında fırıncı Narin Teyze birden gülümsedi. Sıcacık çöreklerden bir sepet hazırlayıp çocuklara uzattı. Çocuklar çörekleri köydeki herkese dağıttı. Yaşlı saatçi, yıllardır çalışmayan kuklasını onardı; bahçıvan, komşusunun kuruyan saksılarını suladı. Her iyilikte sarı ışık biraz daha çoğaldı.

Akşama doğru meydan eski neşesine kavuştu. İnsanların kahkahaları evlerin pencerelerinden taşarak gökyüzüne yükseldi. Badem’in burnuna yine o güzel koku geldi, fakat bu kez koku yalnızca meydandan değil, bütün köyden yayılıyordu.

Narin Teyze, Badem’in boynuna mavi bir kurdele bağladı. Kurdeleye küçük bir yazı iliştirmişti: “İyiliğin izini süren cesur burun.”

Badem başını gururla kaldırdı. O günden sonra köyde biri üzgün olduğunda herkes ona küçük bir iyilik yapmaya çalıştı. Çünkü Çiçekliova halkı anlamıştı ki neşe, saklanan bir hazine değil, paylaştıkça büyüyen bir armağandı. Badem ise her sabah kuyruğunu sallayarak sokakları dolaşıyor, yeni bir güzel kokunun peşine düşüyordu.

Masalın sıcak düşüncesi

Bir gülümseme, bir yardım eli ya da içten söylenmiş güzel bir söz, yalnızca bir kişinin değil, çevresindeki herkesin gününü aydınlatabilir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu