Fabl Masalları

Çınar Meydanındaki Sessiz Terazi

Geniş yapraklı ağaçların gölgelediği bir ormanda, herkesin uğramaktan hoşlandığı yuvarlak bir meydan vardı. Meydanın ortasında, yaşlı çınarın dalından sarkan pirinç bir terazi dururdu. Teraziyi ormana kimin getirdiğini kimse bilmiyordu; fakat bütün hayvanlar onun doğruyu gösterdiğine inanırdı.

Bir sabah Karga Koral, teraziye uzun uzun baktı. Parlak yüzeyinde kendi tüylerini görünce aklına bir düşünce geldi. “Bu terazi burada boş duruyor,” diye söylendi. “Oysa ben kimin haklı, kimin haksız olduğunu herkesten iyi bilirim. Terazi de benim sözlerimi desteklerse ormanda işler çok kolaylaşır.”

Koral, teraziye renkli bir kurdele bağladı ve meydanın girişine yüksekçe bir dala kondu. Sonra gürültülü sesiyle duyuru yaptı: “Bundan böyle ormandaki anlaşmazlıkları ben çözeceğim. Terazinin gösterdiği karar kesindir!”

İlk gelenler Sincap Suna ile Porsuk Badem’di. Suna, kış için biriktirdiği üç fındığın Badem tarafından yanlışlıkla yuvarlanıp dereye düştüğünü söylüyordu. Badem ise fındıkları bilerek almadığını, yalnızca yolun çok dar olduğunu anlatıyordu.

Koral, iki hayvanı dinler gibi yaptı. Sonra terazinin bir kefesine üç fındık, diğerine de küçük bir taş koydu. Taş ağır geldi. “Fındıklar dereye düştüğüne göre artık Badem’indir,” dedi. “Suna, fındıklarını koruyamamış. Badem de onları bulursa saklayabilir.”

Suna’nın gözleri doldu, Badem ise başını eğdi. O sırada çalılıkların arasından Kirpi Kıvılcım çıktı. Sırtında kurumuş yapraklar, dikenlerinin arasında da birkaç minik böğürtlen vardı.

“Koral,” dedi sakinlikle, “teraziye taş koyarak fındıklarla karşılaştırdın. Fakat ortada olmayan fındıkların kime ait olduğunu böyle nasıl anlayabiliriz?”

Karga kanatlarını kabarttı. “Sen küçük bir kirpisin. Büyük meseleleri büyük akıllar çözer.”

Kıvılcım cevap vermedi. Yalnızca dereye doğru ilerledi. Bir süre sonra geri döndüğünde gagasında değil, dikenlerinin arasında ıslanmış iki fındık vardı. “Dere kıyısında buldum,” dedi. “Üçüncüsü de şu taşın arkasına sıkışmış.”

Badem hemen öne çıktı. “Onları ben de arayacaktım. Suna’nın kışlık yiyeceği olduğunu biliyorum.”

Koral, kararını değiştirmek istemedi. “Ben hükmümü verdim,” diye mırıldandı. Ancak o anda çınarın dalı hafifçe sallandı ve terazi kendi kendine hareket etmeye başladı. Boş kefelerden biri aşağı inerken diğeri yukarı çıktı. Karga, bunun nedenini anlamadı.

Öğleden sonra Tavşan Tıpırtı geldi. Tilki Yaman’ın havuç tarlasındaki çitin bir bölümünü izinsiz kullandığını söylüyordu. Koral, Tilki’yi dinlemeden Tavşan’ı suçladı. Ardından Çekirge Narin, serçelerin şarkısını böldüğü için susturuldu. Her kararda Koral’ın hoşuna giden taraf kazanıyor, diğerleri ise meydandan sessizce ayrılıyordu.

Kirpi Kıvılcım, olanları dikkatle izledi. Terazinin kefelerine kararlarla birlikte görünmeyen bir ağırlık çöktüğünü fark etti. Haksız sözler çoğaldıkça denge bozuluyor, çınarın dalı daha fazla eğiliyordu.

Akşamüstü ormana ansızın sert bir rüzgâr geldi. Koral’ın bağladığı kurdele dala dolandı. Karga telaşla uçmaya çalışırken ayağı kurdeleye takıldı ve teraziye çarptı. Pirinç kefelerden biri kopup yere düştü. Meydandaki hayvanlar şaşkınlıkla toplandı.

Kıvılcım, kırılan kefeyi dikkatle yerine yerleştirdi. “Bu terazi tek başına karar vermez,” dedi. “Biz ne koyarsak onu tartar. İçine öfke koyarsak öfkeyi, dinlemek koyarsak gerçeği gösterir.”

Koral ilk kez susmayı seçti. Suna’dan özür diledi, Badem’den fındıkları geri vermesini istedi. Badem de fındıkları taşımasına yardım edeceğine söz verdi. Ardından Tavşan ile Tilki’yi yeniden çağırdı. Bu kez ikisini de sonuna kadar dinledi. Çitin, Tilki’nin değil, geceki rüzgârın devirdiği anlaşıldı.

O günden sonra Koral, meydandaki dala yine kondu; fakat artık kendini yargıç ilan etmedi. Her anlaşmazlıkta önce sorular sordu, sonra tarafların birbirini duymasını bekledi. Kıvılcım ise terazinin yanına küçük bir tahta levha astı. Levhada tek bir cümle vardı: “Denge, iki kefeden önce iki kulakta başlar.”

Çınar Meydanı yeniden neşeyle doldu. Terazi bazen sağa, bazen sola eğildi; fakat hayvanlar aceleyle hüküm vermek yerine sabırla konuştuğunda sonunda hep ortada durdu.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu