Nino’nun Cebindeki Minik Güneş

Nino, sabah erkenden uyandı. Pencereden içeri yumuşacık bir ışık süzülüyordu. Annesi onun saçlarını tararken Nino, gömleğinin cebine dikkatle baktı. Cebinde sarı kumaştan yapılmış minicik bir güneş vardı. Bu güneşi dün okulda öğretmeni Lalin ile birlikte dikmişlerdi.
Güneşin ortasında iki küçük göz, altında da gülümseyen bir ağız bulunuyordu. Nino onu çok sevmişti. Çünkü öğretmeni, “Bu güneş sınıfımıza neşe getirsin,” demişti.
Nino çantasını sırtına aldı ve annesiyle okula gitti. Okul öncesi sınıfının kapısında arkadaşları onu bekliyordu. Ece, tahta bloklarla uzun bir köprü kuruyor; Pati, renkli kâğıtları yan yana diziyor; Momo da oyuncak mutfağında çorba pişiriyordu.
“Günaydın!” dedi Nino.
“Günaydın, Nino!” diye karşılık verdi arkadaşları.
Nino elini cebine attı. Fakat parmakları kumaştan güneşe değmedi. Bir daha baktı. Cep boştu.
Nino’nun yüzündeki gülümseme yavaşça küçüldü. “Minik güneşim yok,” dedi.
Öğretmeni Lalin hemen yanına geldi. “Üzülme Nino. Hep birlikte düşünürsek onu bulabiliriz.”
Çocuklar oyunlarını bıraktı. Ece köprünün altına baktı. Pati kâğıtların arasını kontrol etti. Momo oyuncak mutfağındaki tencereleri tek tek kaldırdı. Nino da çantasını açtı. Kitapları, yedek çorapları ve elma kutusu yerindeydi. Ama güneş hiçbir yerde yoktu.
“Belki ayakkabılıktadır,” dedi Ece.
Herkes ayakkabılığa gitti. Çocuklar kendi ayakkabılarına, rafların altına ve duvarın yanına baktı. Orada yalnızca küçük bir tahta tren ve kırmızı bir top vardı.
Nino derin bir nefes aldı. “Onu bulamayacağız galiba,” dedi.
Öğretmeni gülümsedi. “Bazen bir şeyi ararken sadece gözlerimizle değil, aklımızla da bakarız. Güneşi en son nerede gördüğünü hatırlıyor musun?”
Nino düşündü. Sabah evde güneşi annesine göstermişti. Sonra gömleğinin cebine koymuştu. Okula gelirken elleriyle çantasının askısını tutmuştu. Sınıfa girince de arkadaşlarına el sallamıştı.
“Kapıda el sallarken cebim hâlâ doluydu,” dedi.
Çocuklar kapının önüne döndü. Nino, kapının yanında duran küçük minderin üzerine oturdu. Ayağını sallarken minderin altından hafif bir hışırtı geldi.
“Bir ses duydum!” diye seslendi.
Ece minderin bir kenarını kaldırdı. Pati elini uzattı. Momo da fener gibi parlayan oyuncak lambayı tuttu. Minderin altında sarı kumaştan küçük bir parça göründü.
“İşte orada!” dedi Nino.
Fakat minik güneş minderin kenarına sıkışmıştı. Nino çekti, olmadı. Ece çekti, yine olmadı. Pati ve Momo da yardım etti. Öğretmeni Lalin, minderin diğer tarafını yavaşça kaldırdı. Hep birlikte “Bir, iki, üç!” dediler.
Güneş, minderin altından hop diye çıktı.
Nino onu iki eliyle tuttu. Gözleri sevinçle parladı. “Beni bulduğunuz için teşekkür ederim,” dedi.
“Asıl biz birlikte bulduk,” dedi Ece.
Öğretmen Lalin, güneşi Nino’nun cebine dikmek için bir iğne ve ip getirdi. Minik güneş bu kez cebin içine daha sağlam tutturuldu. Nino da cebinin kenarına küçük bir düğüm attı.
Sonra sınıfta yeni bir oyun başladı. Her çocuk, sınıfta saklı bir nesneyi bulacak ve bulduğu şeyi arkadaşlarıyla paylaşacaktı. Momo tahta treni buldu. Pati yeşil bir kalem buldu. Ece ise pencerenin önünde duran minik bir tüy buldu.
Nino cebindeki güneşe dokundu. “Bugün güneşim sadece bana değil, hepimize neşe getirdi,” dedi.
Öğle vakti geldiğinde çocuklar minderlerin üzerine oturdu. Birlikte şarkı söylediler, el çırptılar ve gülümsediler. Nino’nun küçük güneşi de her alkışta hafifçe sallandı.
O günden sonra sınıfta bir şey kaybolduğunda kimse hemen üzülmedi. Önce sakin oldular, sonra hatırladılar ve birlikte aradılar. Çünkü okul öncesi sınıfında herkes biliyordu: Paylaşılan bir düşünce, kocaman bir neşeye dönüşebilirdi.



