Tavşan Masalları

Pırpır’ın Rüzgâr Haritası

Çınaraltı Ormanı’nda, papatyalarla kaplı küçük bir tepenin yamacında Pırpır adında çevik bir tavşan yaşardı. Pırpır, sabahları yuvasından çıkar çıkmaz üç kez zıplar, sonra da hangi yaprağın nereye savrulduğunu dikkatle incelerdi. Ona göre rüzgâr yalnızca esen bir hava değildi; bazen şarkı söyler, bazen oyun oynar, bazen de bir yerlere aceleyle haber götürürdü.

Bir gün ormanda tuhaf bir şey oldu. Rüzgâr, her zamanki gibi batıdan esmek yerine bir sağa, bir sola dönmeye başladı. Kuru yapraklar gökyüzünde dönüp duruyor, kuşların yuvalarına taşıdığı ince dallar sürekli yere düşüyordu. Sincapların meşe palamutları yamaçtan aşağı yuvarlanıyor, kelebekler çiçeklerin yerini bulmakta zorlanıyordu.

Pırpır, başını kaldırıp havadaki uğultuyu dinledi. Uğultunun içinde üç kısa, bir uzun ses vardı. Bu sesi daha önce büyükannesi Fındıra’dan işitmişti. Fındıra, ormanın eski bir geleneğini anlatmıştı: Rüzgârın yönünü düzenleyen Çınçın Çanı sustuğunda, bütün yollar karışır ve ormandaki canlılar birbirlerinin yardımına ihtiyaç duyarmış.

“Çınçın Çanı’nı bulmalıyım,” dedi Pırpır. Yanına yalnızca bir havuç, kırmızı ipten örülmüş küçük bir bileklik ve ceviz kabuğundan yapılmış bir düdük aldı. Sonra hızla yola çıktı. Önce Eğri Kütük Köprüsü’ne vardı. Köprü, rüzgârın etkisiyle sağa sola sallanıyordu. Pırpır gözlerini kapatıp kulaklarını dikti. Dalların çıkardığı sesleri ayırt ederek en sağlam tahtaları seçti ve tek tek ilerledi.

Köprünün sonunda, çalıların arasında sıkışmış genç bir kirpi gördü. Kirpinin sırtındaki yapraklar dikenlerine dolanmıştı. Pırpır hemen kırmızı ipini çıkardı. İpi bir dala bağlayıp küçük bir çekme düzeni kurdu; yaprakları kirpiyi incitmeden gevşetti. Kirpi rahatlayınca kendini Bıdık diye tanıttı ve çanın son olarak Kıvrıkdere’nin ötesindeki Yedi Taş Geçidi’nde duyulduğunu söyledi.

İki arkadaş birlikte koşmaya başladı. Kıvrıkdere kabarmış, üstündeki taşların çoğunu su kaplamıştı. Pırpır geri dönmek üzereyken suyun üzerinde dönen köpükleri fark etti. Köpükler, görünmeyen bir yolun izini çiziyordu. Pırpır bir taştan diğerine sıçradı, Bıdık da dikenleriyle yakındaki sarmaşığa tutundu. Birlikte karşı kıyıya geçtiler. Tam o sırada gökyüzünden büyük bir yaprak düştü. Yaprağın üzerinde, rüzgârla çizilmiş gibi görünen ince bir harita vardı.

Harita onları Yedi Taş Geçidi’nden sonra uzanan Sarı Kavak Düzlüğü’ne götürdü. Düzlüğün ortasında, dalları göğe uzanan yaşlı bir kavak duruyordu. Kavak, her esintide farklı yöne eğiliyor ve toprağın altında saklı bir kapağı gösteriyordu. Pırpır ile Bıdık köklerin arasını kazınca yuvarlak bir taş kapak buldu. Kapağın üzerinde dört boşluk vardı: biri kulak biçiminde, biri diken biçiminde, biri yaprak biçiminde, biri de ayak izi şeklindeydi.

Pırpır kulağını ilk boşluğa, Bıdık dikenini ikinci boşluğa yerleştirdi. Yaprak biçimli yere haritadaki yaprağı koydular. Son boşluk içinse Pırpır’ın küçük ayak izinden başka hiçbir şey gerekmiyordu. Pırpır toprağa bir kez bastı. Kapak yumuşak bir tıkırtıyla açıldı ve içinden gümüş renkli değil, sıcak bal renginde minicik bir çan çıktı.

Fakat çan suskundu. Pırpır onu salladı, Bıdık hafifçe üfledi, yine de ses çıkmadı. O anda Pırpır, yol boyunca duyduğu sesleri hatırladı: köprünün gıcırtısı, derenin şırıltısı, yaprakların hışırtısı ve arkadaşının neşeli diken tıkırtısı. Çanı kulağına yaklaştırıp hepsini sırayla taklit etti. Bıdık da ritme katıldı. Pırpır son olarak üç kısa, bir uzun düdük çaldı.

Çınçın Çanı birdenbire berrak bir sesle çaldı. Ses, tepelerin üzerinden yayıldı; rüzgâr önce duruldu, sonra yavaşça batıya döndü. Yapraklar yeniden ağaçların çevresinde dans etmeye, kuşlar dallarını güvenle taşımaya başladı. Sincapların palamutları yuvalarına geri ulaştı, kelebekler de kokusunu bildikleri çiçekleri buldu.

Pırpır çanı kavak köklerinin altındaki yerine bıraktı. Ormandaki herkes onu kahraman ilan etmek istedi, ama o gülümseyerek Bıdık’ı gösterdi. “Yol, yardımla kısalır,” dedi. O günden sonra Çınaraltı’nda tavşan masalları anlatılırken Pırpır’ın adı mutlaka geçerdi. Çünkü en hızlı koşanın değil, çevresini dinleyip gerektiğinde el uzatanın gerçek yolu bulduğu herkesçe anlaşılmıştı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu