Kıpır’ın Sıçrayışlarıyla Açılan Yol

Çıtırçayır Ormanı’nda sabahlar, çimenlerin ucunda parlayan çiy damlalarıyla başlardı. Bu damlalar güneş yükselirken minik çanlar gibi ışıldar, rüzgâr estikçe ormana tatlı bir şarkı yayardı. Ormanın en hızlı sakini ise arka ayakları durmadan seğiren, kulakları heyecandan dikilen genç tavşan Kıpır’dı.
Kıpır bir gün yuvasından fırladığında tuhaf bir sessizlikle karşılaştı. Çimenler başlarını eğmiş, çiçekler renklerini saklamış, dere yatağındaki yuvarlak taşlar kupkuru kalmıştı. Çıtırçayır’ın neşeli şarkısı kesilmişti.
“Böyle sessiz bir sabah hiç görmedim,” dedi Kıpır.
Yaşlı kaplumbağa Tospik, yosunlu bir kütüğün altından başını çıkardı. “Geceleyin Ay Pınarı’nın kaynağındaki büyük su damlası taşı çatlamış. O taşın çevresine dağılmış yedi küçük su damlası taşı yeniden yerine konmazsa dere uzun süre akmayacak.”
Kıpır’ın gözleri parladı. “O zaman onları bulup hemen geri getirelim!”
Tospik ağır ağır gülümsedi. “Taşlar ormanın farklı köşelerine savruldu. Biri dikenli çalılıkların ardında, biri yüksek sarmaşıkların tepesinde, biri de yalnızca doğru melodiyi duyunca açılan bir çiçeğin içinde. Hızlı olmak güzel, ama dikkatli olmak daha önemli.”
Kıpır yola çıkarken arkadaşları da ona katıldı. Sincap Fındık ceviz kabuklarından bir çanta hazırladı. Serçe Cikcik yukarıdan bakıp yolları gösterecekti. Kurbağa Pof ise suyun kokusunu takip edecekti. Böylece küçük ekip, güneşin ilk ışıklarıyla ormanın içlerine doğru ilerledi.
İlk taşı, dikenli çalıların arasında buldular. Kıpır hemen atılmak istedi, fakat Fındık onu durdurdu. Birlikte uzun dalları yana çekip güvenli bir geçit açtılar. Taş, kuru yaprakların altında gümüş gibi parlıyordu.
İkinci taş, eğri bir meşe ağacının en üst dalındaydı. Kıpır dallara sıçradı, sarmaşıklar arasında dengede ilerledi. Tam taşın yanına ulaşmıştı ki rüzgâr birden kuvvetlendi. Kıpır taşın peşinden zıplamak yerine kulaklarını kullanıp rüzgârın yönünü sezdi. Sonra bir dala tutunarak doğru anda ileri atıldı ve taşı havada yakaladı.
“Bu sıçrayış gerçekten işe yaradı!” diye sevindi.
Üçüncü taş, mavi yapraklı bir çiçeğin kapalı tomurcuğunda saklıydı. Pof, çiçeğin çevresinde vıraklayarak bir ezgi tutturdu. Fakat tomurcuk açılmadı. Cikcik ince sesiyle ona eşlik etti, Fındık da kuyruğuyla ritim tuttu. Kıpır, onların melodisini dinleyip aynı ritimde patilerini yere vurmaya başladı. Çiçek, üç farklı sesin birleştiği o anda yavaşça açıldı ve taş yuvarlanarak Kıpır’ın önüne düştü.
Geri kalan taşları bulmak daha da hareketli oldu. Dördüncüsü, hızlı akan kuru bir kum tepesinin altındaydı. Beşincisi, dönüp duran bir değirmen çarkına takılmıştı. Altıncısı, uykucu bir kirpinin yaprak evinin önünde duruyordu. Yedincisi ise ormanın en sessiz yerindeki beyaz kayanın arkasında gizlenmişti.
Kıpır bazen önden koştu, bazen arkadaşlarını bekledi. Bir taşın üzerinde kendi yansımasını görünce bir an durdu; çünkü tavşanın kulaklarından biri eğilmiş, burnunda da çamur lekesi oluşmuştu. Herkes gülünce Kıpır da kahkahaya katıldı. “Demek kahramanların da çamurlu burunları olabiliyormuş!” dedi.
Akşamüstü ekip Ay Pınarı’na döndü. Çatlayan büyük taşın çevresine yedi küçük taşı yerleştirdiler. Önce hiçbir şey olmadı. Sonra Kıpır, taşların arasındaki boşlukta minicik bir ışık gördü. Işık büyüdü, gümüş bir damlaya dönüştü ve çatlağın üzerine süzüldü.
Bir anda yerin altından tatlı bir uğultu yükseldi. Dere yatağına berrak su doldu, çiçekler başlarını kaldırdı. Çıtırçayır yeniden şarkı söylemeye başladı; bu kez ezgisinin içinde Kıpır’ın hızlı patileri, Fındık’ın kahkahası, Cikcik’in cıvıltısı ve Pof’un neşeli vıraklaması vardı.
Tospik, Kıpır’a parlayan küçük bir çakıl taşı verdi. “Bunu sakla. Sana en hızlı olanın değil, birlikte ilerleyenin yolu açtığını hatırlatsın.”
Kıpır taşı cebine koydu. O günden sonra ormanda bir sorun çıktığında herkes onun koşmasını beklemedi. Önce el ele verdi, sonra yola çıktı. Çünkü Çıtırçayır’da herkes öğrenmişti: Bazen bir ormanı yeniden neşelendirmek için yedi taş, birkaç iyi dost ve cesaretle atılan bir sıçrayış yeterdi.



