Tavan Arasındaki Yıldız Merdiveni

Kasabanın en eski evlerinden birinde Narin adında dikkatli bir çocuk yaşardı. Bu evin çatısı yağmur yağınca şarkı söyler, tahta döşemeleri sabahları gıcırdayarak uyanırdı. Narin, evdeki her sesi tanırdı; fakat bir perşembe gecesi tavandan gelen ince çınlamayı daha önce hiç duymamıştı.
Çın, çın, çın…
Ses, sanki uzaklarda birileri küçücük camlara kaşıkla dokunuyormuş gibi sürüyordu. Narin eline fenerini aldı, tavan arasına çıkan merdivenleri sessizce tırmandı. Eski sandıkların, kullanılmayan perdelerin ve kırık bir kukla tiyatrosunun arasında, duvara dayalı dar bir kapı gördü. Bu kapıyı daha önce hiç fark etmemişti.
Kapının tokmağı yıldız biçimindeydi. Narin dokununca kapı açıldı ve karşısına yukarı doğru uzanan gümüş renkli bir merdiven çıktı. Basamakların her birinde başka bir gece parlıyordu: birinde dolunay, diğerinde incecik hilal, bir başkasında sayısız yıldız vardı.
Merdivenin ilk basamağına ayak bastığında, kapının üstünde bir yazı belirdi: “Yukarı çıkmak isteyen, önce aşağıdakini fark etmelidir.”
Narin bunun ne demek olduğunu anlamadı. Tam ikinci basamağa geçecekken merdiven birden kayboldu. Tavan arasındaki dağınık eşyalara baktı. Yerde, bir sandığın altında sıkışmış küçük bir gümüş düğme gördü. Onu çıkarıp sandığın üzerine koydu. O anda merdiven yeniden ortaya çıktı.
“Demek önce yerdekini fark etmek gerekiyormuş,” diye düşündü.
Her basamakta başka bir bilmece vardı. Bir basamakta rüzgârın taşıdığı kâğıtları toplaması gerekti. Başka birinde, cam kavanozda susuz kalmış minicik bir gece çiçeğine su verdi. Üçüncü basamakta ise merdiven ikiye ayrıldı. Sağdaki yol parlak, soldaki yol loştu. Parlak yolun başında altın harflerle “Hızlı Yol” yazıyordu. Loş yolun üzerinde ise yalnızca küçük bir nokta vardı.
Narin önce parlak yola yöneldi. Fakat birkaç adım sonra basamaklar kayganlaştı ve onu başladığı yere geri bıraktı. Loş yola baktı. Küçük noktanın aslında bir ateş böceği olduğunu gördü. Ateş böceği kanatlarını yavaşça çırpıyor, yolun güvenli taşlarını aydınlatıyordu. Narin acele etmeden onu izledi ve merdiveni geçmeyi başardı.
En sonunda yıldızların asılı durduğu geniş bir terasa ulaştı. Terasın ortasında, içi ışıkla dolu yuvarlak bir sepet vardı. Sepetin yanında yaşlı bir gök bekçisi oturuyordu. Saçları gece bulutları gibi, gözleri ise sabah çiyi kadar parlaktı.
“Hoş geldin Narin,” dedi bekçi. “Gökyüzünün küçük yıldızları, insanların unuttuğu güzel davranışlarla parlar. Son günlerde kasabada herkes yalnızca kendi dileğini düşünmeye başladı. Bu yüzden yıldızlar soluyor.”
Narin sepete baktı. İçeride üç sönük yıldız duruyordu.
“Onları nasıl parlatabilirim?” diye sordu.
“Birini sabırla, birini paylaşmayla, birini de başkasının sevincini kendi sevincin gibi görerek,” dedi bekçi.
Narin uzun süre düşündü. Sonra ilk yıldızı avuçlarının arasında acele etmeden tuttu. Yıldız, tavan arasındaki düğmeyi bulurken gösterdiği sabrı hatırlayıp parladı. İkinci yıldız, susuz çiçeğe verdiği suyu anımsadı ve sıcak bir ışık saçtı. Üçüncü yıldız ise ateş böceğinin yolunu izlerken duyduğu sevinçle ışıldadı.
Bekçi gülümsedi. “Şimdi bu ışıkları kasabana götür. Ama onları bir tek kişiye verme. Herkesin görebileceği bir yere bırak.”
Narin üç yıldızı sepetten aldı. Merdivenden inerken her basamak daha aydınlık görünüyordu. Evine vardığında yıldızları kasabanın meydanındaki eski çeşmenin üzerine astı. Sabah olunca insanlar çeşmenin çevresinde toplandı. Işıklar, yardım eden elleri, bekleyen kalpleri ve paylaşılan mutlulukları parlatıyordu.
O günden sonra kasabalılar birbirlerini daha dikkatli dinlemeye başladı. Birinin yükü ağırsa diğeri el uzattı, bir çocuk sevindiğinde herkes onun sevincine ortak oldu. Narin ise her gece tavan arasına çıkıp merdivene bakmayı sürdürdü. Bazen merdiven görünmüyordu, bazen de yalnızca tek bir basamak beliriyordu.
Narin bunun anlamını artık biliyordu: Gökyüzüne çıkan yol, aslında iyiliği fark eden herkesin içinde başlıyordu. O gece merdiven yine çınladı. Narin gülümseyip fenerini aldı. Çünkü güzel bir masal oku dendiğinde anlatılacak en parlak hikâyelerin, küçük bir iyilikle başladığını öğrenmişti.




