
Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde, bir küçük kızla bir küçük erkek çocuk varmış. Lale ile Lüle’ymiş isimleri. Bu ikisi doğduğundan beri hep beraberlermiş.
Beraber okula gidip, beraber gelirlermiş. Her zaman birbirlerine destek olurlarmış beraber evcilikler oynarlarmış. Bir gün yine evcilik oynarken oyuncaklardan bir dağın tepesinde küçük bir ev yapmışlar.
Lale, evi çok beğendiğini söyledi. Lüle ise “bir gün seninle evlenince bu evi yapacağım o tepeye, evimizi istediğimiz gibi biz döşeyeceğiz” demiş. Sonra oyun oynamaya devam etmişler.
Aradan yıllar geçmiş ve o evcilik oyunu gerçekleşmeye başlamış. Aileler de istiyormuş evlenmelerini, evlenip o tepeye gitmişler. Başlamışlar ikisi o oyuncaklardan yaptıkları evi gerçekleştirmeye, tahtaları boyaları bir araya toplamışlar Lüle’nin eli bu işlere yatkınmış.
Lale de Lüleye yardım ediyormuş. Gel zaman git zaman ev yapımı işini bitirmişler sonunda. Bir de evlerinin bir odasını da çocuk odası olarak boyayıp döşemişler.
Biraz beklemişler ama Lale’nin bebeği olmuyormuş, doktora gitmişler tedavi olmak için ama ne yazık ki lalenin asla bebeği olmayacakmış, küçükken evcilik oynarken çok hayal kurmuşlar ama bu hayalleri yıkılmış.
Lale’nin her günü ağlamakla geçiyormuş. Bu sırada Lüle de hastalanmış, Lale’den gizli doktora gitmiş ve kanser olduğunu öğrenmiş ama bunu Lale’ye söylememiş Lüle kendi kendine” Lale zaten perişan durumda, her gün ağlıyor birde bu haberi alırsa mahfolur” demiş.
Bunu saklamış eşinden ama bir yandan kanseriyle mücadele ediyor, bir yandan da Lale’nin her gün ağlamasıyla uğraşıyormuş. Lüle en son kontrole gittiğinde, zamanının azaldığını ve daha dikkatli olmasını son günlerini güzel geçirmesini söylemiş.
Lüle ağlaya ağlaya eve gittiğinde pencereden gören Lale koşup çıkmış evden Lüle’nin yanına “Ne oldu sana Lüle? Nedir bu halin? Neden ağlıyorsun?” demiş. Lüle, eve geçince daha sakin bir biçimde anlatmak istediğini söyledi.
Girmişler evlerine, oturmuşlar koltuğa Lüle anlatmaya başlamış” seninle küçükken çok güzel hayallerimiz vardı. Bir evimiz olacaktı ve o evde sen ben çocuklarımız yaşayacaktık, evlendik evimiz oldu ama bebeğimiz olmadı, kanser olduğumu ve kısa bir zamanda öleceğim” demiş.
Lale kulaklarına inanamamış ve tekrar tekrar anlatmasını istemiş. Daha sonra inanmış ve sarılıp saatler boyu ağlamışlar, ağlarken de uyuya kalmış Lale. Lüle de bu sırada ışığın altında mektup yazmaya karar vermiş.
Küçüklükten beri bu zamana kadar neler yaşadılarsa tek tek yazmış ve eşini ne kadar çok sevdiğinden de bahsetmiş. Mektubun altına “sana bir robot yaptırıyorum, bu robot sana ömrün boyunca arkadaşlık, evlatlık edecek” demiş.
Bu mektuptan iki ay sonra ne yazık ki Lüle ölmüş. Lale perişan halde gözleri ağlamaktan mosmor olmuş bitik duruma gelmiş saçları artık iyice beyazlamış hayattan iyice umudunu kesmiş derken kapının ziline basıp gitmişler.
Lale de kapıyı açtığında kimseyi görememiş, yalnız bir tane büyükçe bir kutu varmış, bu kutuyu içeri almış ve içinden bir mektup çıkmış.
Oturmuş ve mektubu okumaya başlamış. Lüle’nin yazdığı mektup olduğunu anlayınca yine başlamış ağlamaya, daha sonra en son ki notunda okumuş ve robotu çıkarmış.
Pillerini takmış robotun gözleri açılmış konuşabiliyor muşta, o zamandan beri birbirlerine iyice alışmışlar ama Lale daha fazla Lülenin yokluğuna dayanamayıp, oturduğu bahçedeki bankta ölmüş. Robotta sahibinin yanına gitmiş ve hareket edemediğini görmüş.
Robot ta sanmış ki benim gibi pili bitti, şimdi pillerimden ona da takarsan düzelir hemen demiş.
Gitmiş pil getirmiş evden, kazağının içine koymuş ve beklemiş ama Lale’den bir hareket yokmuş ve robotta anlamış bu sefer tamamen uyanamayacağını, robotta sen olmasan ben ne yaparım şimdi deyip pillerini sökmüş ve sahibinin dizine uzanmış ikisi de öylece kalmışlar.
Siz değerli okurlarımızın yorumlarını bekliyoruz lütfen yorum yapmayı unutmayınız 🙂
Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz.




