Masal Oku

Kırkıncı Merdivenin Altındaki Tohum

Uzak tepelerin ardında, evlerin pencerelerine sabah güneşinin ilk ışığı düşen Neşeliçatı adında küçük bir kasaba vardı. Bu kasabada herkesin bildiği, fakat kimsenin kullanmadığı taş bir merdiven bulunurdu. Merdivenin otuz dokuz basamağı vardı ve en alt basamağı, eski bir söğüt ağacının kökleriyle örtülmüştü.

Kasabada yaşayan Lale, her şeyi dikkatle inceleyen, ceplerinde daima küçük taşlar ve renkli ipler taşıyan bir çocuktu. Bir gün yağmurdan sonra merdivenin yanından geçerken toprağın içinde parlayan yuvarlak bir şey gördü. Eğilip çıkardığında, bunun üzerinde altın renkli minicik çizgiler bulunan bir tohum olduğunu fark etti.

Tohumun yanında, kabuğa benzeyen ince bir yaprak duruyordu. Lale yaprağı açınca şu cümleyi okudu: “Beni büyütmek isteyen, önce neyi büyütmek istediğini bilsin.”

Lale bir süre düşündü. Kocaman bir ağaç yetiştirmek, gökyüzüne uzanan dallar görmek istiyordu. Fakat bunun için tohumu nereye ekeceğini bilemedi. Evlerinin önündeki saksı küçüktü. Kasabanın meydanındaki toprak ise sürekli ayaklarla eziliyordu.

Sonunda tohumu merdivenin en alt basamağının yanına dikti. Her sabah bir tas su getirdi. İlk gün hiçbir şey olmadı. İkinci gün de… Beşinci gün Lale sabırsızlanıp toprağı parmağıyla eşeledi. Tohum hâlâ olduğu yerdeydi.

O sırada oradan geçen yaşlı bahçıvan Duru Nine, Lale’nin telaşını gördü.

“Bazı şeyler suyla değil, beklerken gösterdiğimiz özenle büyür,” dedi. “Ayrıca toprağa yalnızca su değil, iyi bir dilek de bırakmak gerekir.”

Lale ertesi sabah tohumun yanına oturdu ve “Kasabamızda kimse kendini yalnız hissetmesin,” diye fısıldadı. Sonraki gün “Herkes sahip olduğu güzelliği fark etsin,” dedi. Her dileğinden sonra toprağı incitmeden suladı.

Bir hafta geçince minicik bir filiz çıktı. Filizin iki yaprağı vardı; biri gümüş, diğeri yeşildi. Lale sevinçle koşup arkadaşlarına haber verdi. Ancak filizi gören bazı çocuklar, onun büyüsünü kendileri için istemeye başladı. Kimi evinin önünde yetiştirmeyi, kimi de filizden koparacağı yaprakları satmayı düşündü.

Lale filizi korumak için çevresine ip çekti. Fakat o gece güçlü bir rüzgâr çıktı ve ipleri savurdu. Filizin gümüş yaprağı eğildi. Lale çok üzüldü ama Duru Nine ona, “Onu saklamak yerine yanında duracak dostlar bul,” dedi.

Ertesi gün Lale kasabanın çocuklarını merdivenin başında topladı. Her birine küçük bir görev verdi. Biri su getirecek, biri çevredeki taşları temizleyecek, biri de merdivenden geçenlere filize basmamaları için nazikçe hatırlatacaktı. Çocuklar önce isteksiz davrandı. Fakat filizin her yeni yaprağında farklı bir renk belirdiğini görünce görevlerini severek yapmaya başladılar.

Günler böyle geçti. Filiz büyüdü, dalları merdivenin basamaklarına ince gölgeler düşürdü. Otuz dokuzuncu günün sabahında ağaç birdenbire çiçeklendi. Çiçeklerin her biri, kasabada söylenmiş güzel bir dileğe benziyordu. Birinde küçük bir evin resmi, diğerinde bir dostun gülümsemesi, bir başkasında da paylaşılmış sıcak bir ekmek vardı.

O sırada ağacın gövdesinde yeni bir basamak belirdi. Böylece merdiven kırk basamaklı oldu. En üst basamağın üzerinde, rüzgârla hafifçe sallanan bir yazı vardı: “İyilik tek başına dikilir, birlikte büyütülür.”

Neşeliçatı halkı o günden sonra merdiveni kullanmaya başladı. İnsanlar ağacın altında dinleniyor, birbirlerine güzel dilekler söylüyor ve ihtiyaç duydukları şeyleri paylaşmayı öğreniyordu. Lale ise tohumu bulduğu günkü kadar meraklıydı; yalnız artık merakının yanına sabrı ve dayanışmayı da koymuştu.

Bir çocuk yıllar sonra bu merdivenin sırrını sorduğunda Lale gülümseyerek cevap verdi: “İstersen bir masal oku, istersen bir tohum dik. Ama güzelliğin büyümesini istiyorsan, ona kalbinden bir iyilik katmayı unutma.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu