Selanik’in Renkli Haritası

Selanik’in denize bakan eski sokaklarında, sabahları simitçilerin sesiyle uyanan küçük bir çocuk yaşardı. Adı Mustafa’ydı. Gözleri, çevresindeki her ayrıntıyı fark edecek kadar dikkatli; zihni ise durmadan soru soracak kadar meraklıydı. Bir taşın biçimine, bir kuşun uçuşuna, hatta rüzgârın neden bazı günler başka yönden estiğine bile uzun uzun bakardı.
Mustafa’nın annesi Zübeyde Hanım, onun merakını severdi. Bir akşam, oğlunun elindeki tahta parçalarına bakıp gülümsedi.
“Yine ne yapıyorsun bakalım?” diye sordu.
Mustafa, tahta parçalarını yere dizerek, “Sokaklarımızın küçük bir haritasını yapıyorum. Böylece kaybolan biri, evine daha kolay dönebilir,” dedi.
O sırada kapıdan içeri giren babası Ali Rıza Efendi, oğlunun yaptığı şekle dikkatle baktı. “Bir harita, yalnız yolları değil, insanların birbirine nasıl ulaştığını da anlatır,” dedi. “Bunu unutma.”
Bu söz Mustafa’nın aklında uzun süre kaldı.
Ertesi gün okulda öğretmeni Şemsi Efendi, çocuklardan mahallelerini anlatan bir resim hazırlamalarını istedi. Kimi evini, kimi çeşmeyi, kimi de okulun önündeki dut ağacını çizecekti. Mustafa hemen çalışmaya başladı. Fakat arka sırada oturan Hasan, elindeki küçücük kurşun kalemi yere düşürdü. Kalem ikiye ayrılmıştı.
Hasan’ın yüzü asıldı. Evinde başka kalem olmadığını, ödevini tamamlayamayacağını söyledi. Bazı çocuklar fısıldaşmaya başladı. Birkaçı da teneffüste onun yerine resmi kendilerinin yapabileceğini söyledi. Hasan, yardım istemekten utanarak başını önüne eğdi.
Mustafa, kendi kalemine baktı. Ucu henüz yeniydi ve onun resmi neredeyse bitmişti. Bir an düşündü, sonra kalemini ortasından dikkatlice ikiye böldü. Bir parçasını Hasan’a uzattı.
“Sen mahallendeki çeşmeyi çiz,” dedi. “Ben de okulun çevresini tamamlarım. Sonra resimlerimizi yan yana koyarız. İkimizin haritası daha büyük bir Selanik olur.”
Hasan’ın yüzü aydınlandı. Öğretmen Şemsi Efendi bu davranışı görünce çocuklara dönerek, “Bir kalem ikiye ayrılınca küçülmedi,” dedi. “Paylaşıldığında iki çocuğun yolunu aydınlattı.”
O gün çocuklar, resimlerini sınıfın duvarına astılar. Mustafa’nın çizdiği haritada sokaklar düz çizgilerden oluşmuyordu. Bir yol fırına, biri limana, biri okula, bir başkası da yaşlı komşuların evlerine gidiyordu. Hasan’ın çizdiği çeşme ise haritanın tam ortasındaydı.
Mustafa, çeşmenin çevresine küçük insanlar çizmişti. Kimi su taşıyor, kimi yaşlı birine yardım ediyor, kimi de yolunu arayan bir çocuğa yön gösteriyordu.
“Neden herkes çeşmenin yanında?” diye sordu öğretmeni.
Mustafa cevap verdi: “Çünkü insanlar bazen su kadar bilgiye, bazen de bir dostun yardımına ihtiyaç duyar. Bir yerin en güzel tarafı, orada insanların birbirini unutmamasıdır.”
Şemsi Efendi, bu cevabı duyunca bir süre sustu. Sonra Mustafa’nın omzuna elini koydu. “Merakını koru,” dedi. “Fakat merakını iyilikle birleştirirsen, öğrendiklerin yalnız sana değil, herkese yarar.”
Akşam eve dönen Mustafa, annesine sınıfta olanları anlattı. Zübeyde Hanım, oğlunun saçlarını okşadı.
“İnsan büyüdükçe yalnız boyu uzamaz,” dedi. “Kalbi de büyür. Kalbin büyüdükçe, başkalarının derdini daha iyi görürsün.”
Yıllar geçti. O küçük çocuk, kitaplara, sorulara ve ülkesinin geleceğine duyduğu sevgiyi hiç kaybetmedi. Selanik’in dar sokaklarında çizdiği renkli harita da sanki zihninde yaşamaya devam etti: Her yol bilgiye, her durak dayanışmaya, her çeşme umuda çıkıyordu.
İşte Atatürk’ün çocukluk anıları arasında bize ışık tutan en güzel derslerden biri budur: Merak etmek öğrenmenin, paylaşmak dostluğun, adaletli davranmak ise büyük bir geleceğin başlangıcıdır. Küçük bir kalem bile doğru elde, kocaman bir yol gösterebilir.




