Uykunun İnci Düğmesi

Bir varmış, bir yokmuş. Yeşil tepelerin ardında, pencereleri papatya kokan küçük bir ev varmış. Bu evde Badem adında, yanakları elma gibi pembe bir bebek yaşarmış. Badem gülünce evin tahta döşemeleri bile neşeyle gıcırdarmış. Ancak akşam olup da herkes uykuya hazırlanırken Badem’in gözleri bir türlü kapanmazmış.
Annesi ona yumuşacık ninniler söyler, babası odanın duvarlarına ay ışığı şekilleri çizer, büyükannesi de ılık süt kokan battaniyesini omuzlarına örtermiş. Badem hepsini severek dinler, sonra tavandaki minik ışıklara bakıp fısıldarmış: “Uyku nerede saklanıyor?”
Bir gece pencereden içeri yuvarlak, gümüş renkli bir ışık süzülmüş. Işık, halının üzerinde minicik bir düğmeye dönüşmüş. Düğmenin ortasında inci gibi parlayan bir nokta varmış. Badem onu avucuna alınca düğme hafifçe titreşmiş ve odanın köşesinden tatlı bir ses duyulmuş: “Ben Uykunun İnci Düğmesi’yim. Kaybolan ninnimi bulursan, huzur yeniden evine gelir.”
Badem şaşırmış ama korkmamış. Çünkü düğme sıcacıkmış. Emekleyerek pencereye yaklaşmış. Ay ışığı, yere gümüş bir yol sermiş. Badem bu yolu takip ederek bahçeye çıkmış. Çimenlerin üzerindeki çiy damlaları, küçük yıldızlar gibi parlıyormuş. İlk karşısına, kanadını dinlendiren turuncu bir kelebek çıkmış.
“Ninniyi arıyorum,” demiş Badem. “Sen bir şey duydun mu?”
Kelebek başını sallamış. “Duydum ama kanadımın altına sıkışan bir yaprak yüzünden uçamıyorum.”
Badem inci düğmesini çimenlerin üzerine bırakıp yaprağı dikkatle kaldırmış. Kelebek özgür kalınca kanatlarını açmış ve havaya üç yumuşak nota bırakmış. Bu notalar, ay ışığı yoluna konup parıldamaya başlamış.
Badem yoluna devam etmiş. Bu kez küçük bir göletin kıyısında, suya bakıp iç çeken bir kurbağa görmüş. Kurbağanın önünde, kıyıya takılmış minicik bir tahta sandal varmış. Sandalda, göletin öte yanına geçmek isteyen bir salyangoz oturuyormuş.
Badem bir dal parçasını usulca suya uzatmış. Kurbağa dala tutunup sandalı kıyıya çekmiş. Salyangoz teşekkür ederek göletin karşısına geçmiş. O anda suyun üzerinden iki yeni nota yükselmiş. Notlar kelebekten gelen ezgiye katılınca gece daha da sakinleşmiş.
Sonra Badem, fısıltıyla ağlayan bir söğüt dalı bulmuş. Dalın ucunda, rüzgârda sallanan küçük bir kuş yuvası varmış. Yuvadaki yavru kuş, kardeşlerinin üzerine düşen kuru yaprakları temizleyemiyormuş. Badem iki minik eliyle yaprakları toplamış, onları yuvarlayıp bir kenara koymuş. Yavru kuşlar rahatça birbirlerine sokulmuş.
Söğüt ağacı mutluluktan dallarını sallamış. Yaprakların arasından kadife gibi bir ninni dökülmüş. Üç nota, bu ninniyle birleşince inci düğme ışıldamaya başlamış. Badem, ninninin aslında tek bir yerde saklanmadığını anlamış. Her nazik davranış, ezgiden bir parçayı uyandırıyormuş.
Ay ışığı yolu Badem’i yeniden evinin penceresine götürmüş. Annesi ve babası onu kapıda görünce sevgiyle kucaklamış. Badem avucundaki inci düğmeyi yatağının başucuna koymuş. Kelebeğin notası, kurbağanın neşesi ve söğüdün fısıltısı odada birleşmiş. Ortaya öyle yumuşak bir ninni çıkmış ki duvardaki gölgeler bile sessizce sallanmış.
Badem gözlerini kapatmadan önce annesine, “Uyku galiba bir yere saklanmıyormuş,” demiş. “İyilik yaptıkça kalbimize konuyormuş.” Annesi onun alnına bir öpücük bırakmış. O gece Badem, ay ışığının altında huzurla uyumuş.
Sabah olduğunda inci düğme ortadan kaybolmuş. Fakat Badem’in yatağının yanında, kelebek için küçük bir çiçek, salyangoz için parlak bir yaprak ve yavru kuşlar için yumuşacık tüyler duruyormuş. Badem büyüdükçe bu küçük armağanları paylaşmayı hiç unutmamış. Böylece evlerinde her akşam yeni bir ninni doğmuş. Bebek hikayeleri arasında anlatılan bu masal da sevgiyle dinleyen herkesin kalbine sessiz bir uyku bırakmış.




