Tahta Kaşığın Döndürdüğü Şans

Bir zamanlar, tepeleri kekik kokan küçük bir köyde herkesin ortak kullandığı büyük bir tahta kaşık varmış. Kaşık, köy meydanındaki bakır kazanın yanında durur; düğünlerde, bayramlarda ve yağmurdan sonra pişirilen sıcak çorbalarda işe yararmış. Köylüler ona Bereket Kaşığı dermiş. Çünkü bu kaşıkla karıştırılan yemek, az malzemeyle bile herkese yetermiş.
Köyde Ekin adında, soru sormayı çok seven bir çocuk yaşarmış. Ekin, kaşığın neden böyle özel olduğunu sık sık düşünürmüş. Kimi, kaşığın ay ışığında oyulduğunu; kimi de ilk yağmur damlasının içine saklandığını söyler dururmuş. Ekin ise kaşığın sırrının tahtasında değil, onu kullanan insanların kalbinde olduğuna inanırmış.
Bir sonbahar sabahı köylüler meydana geldiklerinde Bereket Kaşığı’nın yerinde olmadığını görmüşler. Bakır kazan boş, meydan sessizmiş. Herkes birbirine bakmış. Fırıncı Rıza, “Belki de kaşık kendiliğinden yürüyüp gitmiştir,” demiş. Çömlekçi Gül, “Tahta kaşıklar yürüyemez,” diye karşılık vermiş. Böylece herkes başka bir tahminde bulunmaya başlamış.
Ekin, kalabalığın ortasında sessizce eğilip yerdeki izlere bakmış. Çamurlu taşların üzerinde ince bir un çizgisi, ardından üç küçük ayçiçeği yaprağı ve kırmızı bir iplik parçası varmış. İzler köyün arkasındaki eski değirmene doğru uzanıyormuş. Ekin hemen yola koyulmuş. Yanına yalnızca bir parça ekmek ve ninesi Suna’nın verdiği küçük bir mendil almış.
Değirmenin kapısı aralıkmış. İçeride, yıllardır dönmeyen büyük çarkın yanında Bereket Kaşığı duruyormuş. Fakat kaşık, değirmenin taşları arasına sıkışmış. Ekin onu çekmeye çalışmış, ama başaramamış. Tam o sırada çatının altından ince bir ses duyulmuş: “Ben tek başıma kaldıramam.”
Bu, değirmenin yanında yuva kuran yaşlı bir kırlangıçmış. Kırlangıç, kaşığı sabah erkenden bulduğunu, onu köye götürmek isterken rüzgârın içeri sürüklediğini anlatmış. Ekin, “Öyleyse birlikte düşünmeliyiz,” demiş. Önce ipi kaşığın sapına bağlamışlar. Kırlangıç ipi yukarı çekmiş, Ekin aşağıdan itmiş; fakat taş yerinden bile kıpırdamamış.
Ekin biraz daha bakınca değirmenin zemininde küçük bir tahta kama görmüş. Kamanın üzerine eski bir cümle kazınmış: “Ağır olanı güç değil, doğru yerinden yapılan yardım kaldırır.” Ekin, bu sözü köydeki herkese anlatmaya karar vermiş. Köylüler çağrılınca fırıncı un çuvalından sağlam bir ip, çömlekçi yuvarlak bir makara, marangoz da uzun bir kaldıraç getirmiş.
Herkes aynı anda çalışmaya başlayınca değirmenin içi neşeli seslerle dolmuş. Rıza ipi çekmiş, Gül makarayı döndürmüş, marangoz kaldıraçla taşı aralamış. Ekin de herkese ne zaman durup ne zaman çekmeleri gerektiğini söylemiş. Sonunda taş hafifçe yükselmiş ve Bereket Kaşığı özgürlüğüne kavuşmuş.
Köye döndüklerinde köylüler hemen büyük kazanı kurmuş. Evlerden mercimek, havuç, soğan, erişte ve taze otlar getirilmiş. Ancak bu kez kaşığı kimse tek başına kullanmamış. Herkes sırayla kazanı karıştırmış; çocuklar sofraları hazırlamış, büyükler ekmekleri bölmüş. Çorba piştiğinde kokusu bütün tepelere yayılmış.
Ekin, kaşığın sapında daha önce görmediği küçük bir oyuk fark etmiş. Oyukta değirmenin taşından kopmuş minicik bir parça duruyormuş. Suna Nine gülümseyerek, “Sırrı sonunda buldun mu?” diye sormuş. Ekin başını sallamış: “Bereket, kaşıkta saklanmıyormuş. İnsanlar ellerini birleştirince çoğalıyormuş.”
O günden sonra köyde her yıl Birlik Sofrası kurulmuş. Herkes evinden küçük bir şey getirir, kimse elindekini az bulmazmış. Bereket Kaşığı ise meydanda asılı dururmuş; yalnızca yemek karıştırmak için değil, köylülere önemli bir şeyi hatırlatmak için: Paylaşılan emek, en küçük lokmayı bile kocaman bir sevince dönüştürür.
Belki bugün anlatılan anonim masallar arasında bu köyün adı bilinmez. Ama bir sofrada insanlar birbirine yer açıyorsa, eski tahta kaşık hâlâ sessizce dönüyor demektir.


