1. Sınıf Hikayeleri

Pofuduk Tepede Uçan Sayı Treni

Ece, küçük bir köyde yaşayan neşeli bir kızdı. Sayıları çok severdi. Her sabah çantasına üç elma, iki kalem ve bir silgi koyardı. Sonra okul yolundaki taşları sayardı. Bir gün taşlar tam yedi taneydi. Ece, yedinci taşın altında minicik bir zil buldu.

Zil, “Çın!” diye ses verdi. Ses, köyün arkasındaki Pofuduk Tepe’den geldi. Ece meraklandı. Yanına en yakın arkadaşı Can’ı aldı. İki çocuk tepeye doğru yürüdü. Yolda bir tavşan gördüler. Tavşanın adı Tombik’ti. Tombik de onlara katıldı.

Tepeye çıktıklarında gökyüzünde renkli bir tren duruyordu. Tren bulutların üzerinde süzülüyordu. Önünde yuvarlak bir kapı vardı. Kapının üstünde büyük bir sıfır yazıyordu. Trenin vagonlarında ise birden ona kadar sayılar vardı. Fakat sayılar karışmıştı.

Trenin penceresinden güler yüzlü bir görevli baktı. Başında mavi bir şapka vardı. “Ben Vagoncu Mino,” dedi. “Bu tren, çocuklara sevinç taşır. Ama bugün hareket edemiyor. Sayılar yerini bulamadı. Siz yardım ederseniz tren yeniden uçabilir.”

Ece hemen çalışmaya başladı. Önce bir yazan vagonu buldu. Sonra iki yazan vagonu buldu. Can, üç ve dört yazan vagonları taşıdı. Tombik de burnuyla beş yazan vagonu itti. Vagonlar hafifti. Çünkü hepsi renkli balonlardan yapılmıştı.

Altı yazan vagonu bir çalının arkasında buldular. Yedi yazan vagon, bir ağacın dalına takılmıştı. Ece dala uzandı. Can sopasıyla dalı biraz aşağı indirdi. Tombik zıpladı ve vagonu yakaladı. Üç arkadaş birlikte güldü. Yardımlaşınca işlerin kolaylaştığını anladılar.

Geriye sekiz, dokuz ve on yazan vagonlar kalmıştı. Tam o sırada rüzgâr çıktı. Üç vagon havaya yükseldi. Sekiz yazan vagon bir bulutun yanına gitti. Dokuz yazan vagon, tepenin arkasına uçtu. On yazan vagon ise çimenlerin üstünde dönmeye başladı.

Ece gözlerini kapattı ve zilin sesini dinledi. “Çın, çın!” Ses ona küçük bir fikir verdi. Çantasından kırmızı kurdelesini çıkardı. Kurdelenin bir ucunu Can’a, diğer ucunu Tombik’e verdi. Üçü birlikte bir halka yaptı. Sonra yavaşça döndüler. Rüzgâr, kurdeleye takıldı ve yavaşladı.

Önce sekiz yazan vagon aşağı indi. Sonra dokuz yazan vagon yumuşak bir buluta kondu. En son on yazan vagon, Ece’nin ayaklarının önünde durdu. Çocuklar vagonları trene taşıdı. Sayıları birden ona kadar doğru sıraya dizdiler. Sıfır yazan kapı da sevinçle açıldı.

Vagoncu Mino düdüğünü çaldı. Tren, pofuduk bulutların üstünde ilerlemeye başladı. Her vagondan bir paket düştü. Paketlerde renkli tebeşirler, küçük defterler ve çıkartmalar vardı. Ece, “Bunlar bizim mi?” diye sordu. Mino gülümsedi. “Bunlar köydeki bütün çocuklar için,” dedi.

Tren köye indi. Çocuklar meydanda toplandı. Ece paketleri tek tek dağıttı. Kimse iki paket almadı. Herkes arkadaşına da yer bıraktı. Sonra çocuklar taşları, kuşları ve bulutları sayarak oyun oynadı. Can tahtaya sayıları yazdı. Tombik ise sekiz sayısının yanına kıvrıldı.

Akşam olunca tren yeniden gökyüzüne yükseldi. Vagoncu Mino, Ece’ye küçük zili verdi. “Ne zaman biri yardıma ihtiyaç duysa bu zil çalsın,” dedi. Ece zili çantasına koydu. Ertesi gün okulda bir arkadaşının kalemi kırılınca zil çınladı. Ece kalemini onunla paylaştı. O günden sonra köyde sayılar kadar iyilik de çoğaldı.

Bu masal, 1. sınıf hikayeleri arasında yardımlaşmanın ve paylaşmanın önemini anlatan neşeli bir yolculuktur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu