Okul Öncesi Hikayeler

Pırıltılı Çorapların Neşeli Sınıfı

Lina, her sabah okula giderken ayaklarına farklı renklerde çoraplar giyerdi. Biri sarı, biri mor olurdu. Bazen bir ayağında çizgili, öteki ayağında benekli çorap bulunurdu. Lina buna çok gülerdi. Çünkü ona göre her çorap, güne başlamanın küçük bir şarkısıydı.

Bir pazartesi günü Lina sınıfa girdiğinde herkesin yüzü biraz asıktı. Öğretmenleri Melis, masaların üzerine renkli kâğıtlar koymuştu ama kimse resim yapmak istemiyordu. Pencerenin önündeki saksı bile başını eğmiş gibiydi.

“Bugün sınıfımızın neşesi saklanmış olabilir,” dedi Melis. “Onu birlikte arayalım mı?”

Lina hemen başını salladı. Arkadaşları Arda, Nehir ve Suna da ona katıldı. Önce kitaplığın arkasına baktılar. Orada yalnızca yuvarlak bir silgi buldular. Sonra oyuncak sepetini açtılar. Sepetten üç tahta araba, bir pelüş tavşan ve küçük bir zil çıktı. Zil çalınca herkes gülümsedi, fakat neşe hâlâ tam olarak ortaya çıkmadı.

O sırada Lina’nın sarı çorabından minik bir parıltı yükseldi. Parıltı halının üzerinde zıplayarak kapıya doğru ilerledi.

“Bakın! Çorabım bize bir yol gösteriyor,” dedi Lina.

Çocuklar sessizce parıltının peşinden yürüdü. Parıltı onları müzik köşesine götürdü. Köşede renkli çoraplarla dolu büyük bir kutu vardı. Bu çoraplar sınıfta oynanan kukla oyunu için hazırlanmıştı. Fakat kutunun kapağı açılınca içinden yalnızca bir tek çorap çıktı. Çorap, küçük ve turuncuydu.

Suna çorabı eline aldı. İçinden yumuşak bir kâğıt düştü. Kâğıtta şöyle yazıyordu: “Neşe, tek başına saklanınca küçülür. Paylaşınca büyür.”

Çocuklar birbirlerine baktı. Arda, bugün getirdiği elmayı kimseyle paylaşmadığını söyledi. Nehir, yaptığı resmi arkadaşlarına göstermekten çekindiğini anlattı. Suna ise oyun sırasında hep ilk olmak istediğini fark etti.

Melis gülümseyerek, “Öyleyse neşeyi birlikte büyütelim,” dedi.

Arda elmasını dört küçük parçaya böldü. Nehir resmini ortaya koydu ve herkesin resme bir çiçek eklemesini istedi. Suna da kukla oyununda ilk rolü başka bir arkadaşına bıraktı. Lina ise çorap kutusunu sınıfın ortasına getirdi.

Herkes kutudan bir çorap seçti. Bir çocuk eline geçirdi, biri kuklanın başına taktı, biri de masanın üzerine serip küçük bir bayrak yaptı. Çoraplar dans etti, sallandı ve sınıfa renk kattı. Turuncu çorap ise pencerenin önündeki saksıya bağlandı. Saksının eğilmiş yaprakları yavaşça doğruldu.

Tam o anda sınıfta tatlı bir ses duyuldu. Bu, rüzgârın çoraplara dokunurken çıkardığı hafif hışırtıydı. Hışırtı, çocuklara göre bir ninniye benziyordu. Herkes o ninniye kendi hareketini ekledi. Kimi ellerini çırptı, kimi döndü, kimi de kollarını kuş kanadı gibi açtı.

Sonra Melis, sınıfın boş duvarına büyük bir kâğıt astı. Kâğıdın başına “Bugün neşemi paylaştım çünkü…” yazdı. Çocuklar sırayla küçük resimler çizdi. Arda bir elma, Nehir rengârenk bir çiçek, Suna el ele tutuşan çocuklar çizdi. Lina ise birbirine bağlı çoraplardan oluşan kocaman bir gökkuşağı yaptı.

Öğle vakti geldiğinde sınıf bambaşka görünüyordu. Masalar düzenlenmiş, resimler duvara asılmış, oyuncaklar yerlerine konmuştu. Herkes hem yardım etmiş hem de çok eğlenmişti. Melis, çocuklara bugün önemli bir şey öğrendiklerini söyledi: “Neşe, paylaşınca kaybolmaz. Tam tersine, çoğalır.”

Ertesi sabah çocuklar okula gelirken yanlarında birer renkli çorap getirdi. Çorapları büyük kutuya koydular. Kutunun üzerine de “Neşe Kutusu” yazdılar. O günden sonra sınıfta biri üzülünce çocuklar kutuyu açtı. Bir çorap kukla oldu, biri komik bir şapka, biri de küçük bir bayrak.

Lina’nın farklı çorapları ise her sabah sınıfa neşeli bir merhaba dedi. Böylece okul öncesi hikayeler arasında anlatılacak sıcacık bir sınıf anısı doğdu. Çünkü çocuklar, güzel bir günün bazen büyük bir oyuncakla değil, paylaşılan küçücük bir gülümsemeyle başladığını öğrendi.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu