Korku Hikayeleri

Penceresiz Evin İçindeki Ay Işığı

Çınaraltı köyünün en sonunda, sarmaşıklarla örtülü, penceresiz bir ev dururdu. Evin ne kapısında tokmak vardı ne de bacasından duman yükselirdi. Buna rağmen her gece duvarlarının arasından yumuşak, gümüş renkli bir ışık sızardı. Köylüler o eve yaklaşmaz, çocuklarına da “Gece olunca oradan uzak durun,” derdi.

Lalin, büyüklerin nedenini bilmeden korkmalarını biraz tuhaf buluyordu. O, karanlıktan tamamen korkmayan ama karanlığın içinde ne olduğunu merak eden bir çocuktu. Bir akşam, evin çevresinde dolaşırken içeriden üç hafif tıkırtı duydu.

Tık… tık… tık…

Ardından ince bir ses fısıldadı: “Beni duyan var mı?”

Lalin’in kalbi hızlı hızlı çarptı. Yine de sesin korkunçtan çok üzgün olduğunu düşündü. Sarmaşıkların arasında, daha önce hiç görmediği küçük bir kapı fark etti. Kapının üzerinde anahtar deliği yoktu. Lalin avucunu tahtaya dokundurunca kapı, sanki onu bekliyormuş gibi sessizce açıldı.

İçerisi beklediğinden farklıydı. Oda bomboş değildi; tavandan yere kadar uzanan sayısız cam kavanozla doluydu. Her kavanozun içinde küçücük bir gölge kıpırdanıyordu. Bazıları uzun kulaklara, bazıları titreyen bıyıklara, bazıları da bulut gibi şekillere benziyordu. Kavanozların etiketlerinde tek kelimeler yazıyordu: Yalnızlık, Unutulmak, Yanlış Yapmak, Karanlık

“Bunlar ne?” diye sordu Lalin.

Duvarın içinden yaşlı ama sevecen bir ses geldi. “Bunlar insanların sakladığı korkular. Söylenmeyen korkular büyür, ağırlaşır ve geceleri fısıldamaya başlar. Ben onları burada tutup kimseye zarar vermemelerini sağlıyorum.”

Lalin, sesin evin kendisine ait olduğunu anladı. Penceresiz ev, uzun zamandır köyün korkularını koruyan eski bir bekçiydi.

O sırada tavandaki en büyük kavanoz sallanmaya başladı. İçindeki koyu gölge büyüyerek kapağa dayandı. Etiketinde hiçbir kelime yoktu.

“Bu hangisi?” diye sordu Lalin.

“Adı unutuldu,” diye cevap verdi ev. “Adı unutulan korkular, kendilerini anlatamadıkları için en çok büyüyenlerdir.”

Kavanoz çatladı. Odanın içine soğuk bir rüzgâr yayıldı. Gölge duvarlarda dolaşarak Lalin’in ayaklarının çevresinde toplandı. Lalin geri çekilmek istedi, fakat kapı kapanmıştı. Tam o anda gölgenin içinden küçük bir ses duydu:

“Ya kimse beni anlamazsa?”

Lalin, bunun korkunç bir yaratık değil, anlaşılmayı bekleyen bir duygu olduğunu fark etti. Derin bir nefes aldı ve yüksek sesle konuştu: “Bazen ben de kimsenin beni anlamayacağından korkuyorum. Ama bunu söyleyince korku biraz küçülüyor.”

Gölge durdu. Sonra Lalin devam etti: “Belki senin adın da Anlaşılmama Korkusu olsun.”

Bu sözlerle oda ısındı. Gölge büzülerek küçük, yuvarlak bir şekle dönüştü. Tavandan süzülen ay ışığı onu sardı ve gölge, kavanozun içinde parlayan bir ateş böceğine dönüştü. Çatlak kavanoz da kendiliğinden iyileşti.

Ev, ilk kez neşeli bir ses çıkardı. Duvarları hafifçe titredi; sanki gülümsüyordu. “Korkular karanlıkta büyür, anlatılınca ışığa dönüşür,” dedi.

Lalin o gece köye döndüğünde herkese penceresiz evi anlattı. Önce kimse inanmadı. Fakat ertesi akşam köyün çocuklarıyla birlikte evin önüne gittiler. Herkes sırayla küçük bir korkusunu söyledi. Biri yalnız kalmaktan, biri hata yapmaktan, biri de gök gürültüsünden korktuğunu anlattı.

Her itiraftan sonra evin duvarlarında yeni bir ışık belirdi. Kısa sürede penceresiz ev, yüzlerce parlayan noktayla aydınlandı. O günden sonra köylüler oraya Işık Evi demeye başladı.

Lalin ise ne zaman gece ürperse, korkusunu saklamak yerine ona bir isim verdi. Çünkü artık biliyordu: Bazı karanlıklar kaçılacak yerler değil, içlerinde bir ışık bulunmayı bekleyen sessiz odalardı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu