Korku Hikayeleri

Bir Okul Macerası

Giriş

Okulun kapanış saatinden sonra koridorlar farklı bir ritimle atıyordu. Gün boyunca öğrencilerin gürültüsüyle dolan bu beton ve tahta yığınları, gece olduğunda bir tür bekleyişe geçer; sesten arınmış, gölgeleri öne çıkarmış bir bekleyiş. Anahtarı cebimde, sırt çantam sırtımda, yalnızca bir defter almak için geri dönmüştüm. İçeri girince kapı cızırtısıyla kapandı ve o an, okulun bana ait olmayan bir planı varmış gibi hissettim.

Koridor

Koridor lambaları aralıklı yanıyor, biri parlarken ötekisi sönüyordu. Adımlarımın yankısı duvardaki panolara ve eski öğrenci fotoğraflarına çarpıyor, geride minik gölgeler bırakarak ilerliyordu. Fotoğraflara bakmayı denedim; bazı yüzler flu, bazılarının gözleri sanki tam önümde hareket ediyordu. Radyonun uğultusu gibi hafif bir rüzgâr yoktu ama kapılardan gelen ince bir hırıltı vardı; kapı aralıklarından hafif bir sürtünme sesi geliyordu, sanki kimseler olmamasına rağmen birisi koridoru kontrol ediyordu.

Sınıf

Defterim kimya sınıfındaydı; öğretmen masasında unutulmuş, köşesi kıvrılmış. Kapıyı ittiğimde içeride birdenbire soğuk bir hava dalgası yüzüme çarptı. Burası gün içinde sıcak, hatta boğucu olabilirdi; şimdi ise tahtada beyaz toz gibi kalan yazıların kokusu vardı. Masaların arasından geçerken, sandalyeler tek tek hafifçe titredi, sanki görünmez ellerden bir dokunuş almış gibiydiler.

Ses

Deftere eğildiğim anda koridorun ucundan uzak bir zil sesi duyuldu; o saatte çalmaması gereken bir zil. Kulağımda çınlayan ton kısa, tekdüze ve oldukça uzaktı. Kafamı kaldırdım; pencereden gelen ay ışığıyla karanlığın sınırları belirginleşmişti. Zil sesi tekrar etti ama daha yakın, sanki bir kat ileriden geliyordu. Kalbim hızlandı; mantıklı tarafım bunun eski elektrik tesisatından kaynaklanan bir aksaklık olduğunu düşündü ama mantığın sesleri bazen gecenin telaşı karşısında zayıflıyordu.

Tahta

Tahtanın yanında bir yazı fark ettim. Önceden orada yoktu. Beyaz tebeşirle yazılmış kısa bir cümle: “Burada kalma.” Harfler düzensiz, bazıları birbirine karışmıştı. Ellerim titredi; cümleyi sildim. Sildikçe, tebeşirin tozu değil de ince bir soğukluk yayıldı sildikçe parmak uçlarımda. Tahtanın aralığına bakmak istemedim ama gözlerim istemsizce çekildi; tahta kenarında eski, küçük bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta aynı koridor, aynı sıra, ama kadrajda bir çocuk yoktu—sadece boş bir sıra ve arkasında durgun bir gölge.

Yakınlaşma

Fotoğrafı elime alırken arkamda bir ayak sesi duydum. Tüm sesler bu kadar keskinleşmişti ki bir gaz lambasının fokurdatması bile bir parçanın kopuşu gibi geliyordu. Arkamı döndüğümde kimse yoktu. Sadece kapı hafifçe aralanmış, dışında koridorun gölgesi uzayıp kısalıyordu. Adımlarımı takip eden hırıldayan bir nefes sesi duydum ama nefes yayan biri yoktu; nefes koridorun taşlarında yankılanıyordu sanki.

Kaçış

Defteri koluma sıkıştırıp dışarı fırladım. Koridor uzadıkça uzuyor, engeller birikiyordu. Her köşe, her pencere bir başka gölge üretiyordu. Kapıya yaklaştığımda kapının üzerindeki kilit kendi kendine tıklandı. Anahtarı çıkardım, yeniden denedim; anahtar girişte bir an durdu ve sonra düştü, yere çarparak metal bir şarkı söylemiş gibi yankılandı.

Yüzleşme

Kapının diğer tarafında, okul bahçesinin kara bir yığını olarak görünmesinin ötesinde bir şey vardı: koridorlara sızan soğukluğun kaynağı gibi duran sessiz bir bekleyiş. İlerledim, kapıya bastım ama hareket yoktu. O sırada arkamda, sağlam duvarların içinden gelen bir çocuk kahkahası duydum; neşeli, sahte bir neşe. Gözyaşlarıyla karışık bir anı gibi, kahkaha bir anda kesildi. Ardından hafif bir fısıltı: “Geri gel.”

Bitiriş

Sonunda anahtarı çevirdim ve kapı açıldı. Dışarı çıktığımda nefesim kesilmiş, vücudum titriyordu. Arkama dönüp okula baktım; ışıklar sanki içeride kalan bir hikâyeyi örtmek için zorlukla parıldıyordu. İçeri tekrar bakmadım. Defteri çantama koyup hızlı adımlarla uzaklaştım. Eve vardığımda kapıyı kilitledim ve bir süre sabit bir noktaya bakarak oturdum. Okulun sessizliğinin arkasında hâlâ bir şeyin nefes aldığını hissettim; belki de sadece gecenin kendi hikâyesiydi, ya da belki de duvarlarda, sırada, tahta üzerinde bıraktığımız izler, bir gün geri çağırmaya yetiyordu.

İlgili Makaleler

Bir Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu