Çocuk Masalları Oku Eğitici ve Eğlenceli

Kıpır Kıpır Kütüphanenin Eksik Cümlesi

Çınaraltı Mahallesi’nde, her kitabın okuruna göre ses değiştirdiği küçük bir kütüphane vardı. Kimi kitaplar fısıldar, kimileri kahkaha atar, bazıları da sayfalarını çeviren çocuğa bilmece sorardı. Bu kütüphaneye giden çocuklardan biri, meraklı ve hareketli Mina’ydı. Mina okumayı çok severdi ama bazen öylesine hızlı okurdu ki cümlelerin sonuna varmadan yeni sayfaya geçerdi.

Bir cumartesi sabahı Mina, kütüphaneci Bay Tıkırtı’nın masasına yaklaşınca tuhaf bir şey fark etti. Raflardaki bütün kitaplar aynı anda iç çekiyordu.

“Ne oldu?” diye sordu Mina.

Bay Tıkırtı, yuvarlak gözlüklerini düzeltti. “Gece yarısı, kitaplarımızın son cümleleri kaybolmuş. Bir masal, kahramanının nereye gittiğini söyleyemiyor. Bir bilmece, cevabına ulaşamıyor. Bir tarif kitabıysa kurabiyeye kaç kaşık un konulacağını unutmuş.”

Mina şaşkınlıkla raflara baktı. Gerçekten de kitapların son satırları boştu. Üstelik her eksik cümlenin yerinde minicik, gümüş renkli bir nokta parlıyordu.

Gümüş Noktaların Peşinde

Bay Tıkırtı, Mina’ya eski bir büyüteç verdi. “Bu noktalar, aceleyle okunmuş cümlelerin izidir. Onları bulmak için üç şeyi hatırlamalısın: Dikkatle dinle, doğru soruyu sor ve bulduğunu paylaş.”

İlk gümüş nokta, hayvan öykülerinin bulunduğu raftan sıçrayıp pencere kenarındaki saksıya kondu. Mina hemen uzanıp almak istedi. Fakat nokta, yaprağın arkasına saklandı. Mina durdu, derin bir nefes aldı ve saksıya seslendi:

“Seni bulmam için neye ihtiyacım var?”

Saksıdaki fesleğen yaprakları hışırdadı. “Önce beni sulamayı unutmadığını göster,” dedi. Mina küçük kabı aldı, toprağı dikkatle nemlendirdi. Gümüş nokta sevinçle havaya yükselip ilk kitabın boş satırına yerleşti. Kitap, kayıp cümlesini tamamladı: “Küçük tavşan, arkadaşlarının yardımıyla yuvasına güvenle döndü.”

İkinci nokta, bilmece kitaplarının arasında saklanıyordu. Bu kez Mina acele etmedi. Kitabın kapağındaki üç şekli inceledi: bir kulak, bir göz ve bir el. “Duy, gör, sonra yap,” diye düşündü. Bilmeceyi yüksek sesle okudu. Cevabın, “paylaşmak” olduğunu anlayınca nokta ortaya çıktı. Kitabın cümlesi tamamlandı: “En güzel cevap, birlikte düşünüldüğünde büyür.”

Son nokta ise mutfak kitaplarının arasından yuvarlanıp halının altına kaçtı. Mina halıyı kaldırmak üzereyken orada kitap okuyan Ali’yi gördü. Ali, tarif kitabının boş kalan satırına bakıyordu.

“Belki birlikte bulabiliriz,” dedi Mina.

İkisi tarifi baştan sona okudu. Unun, yağın ve balın ölçülerini dikkatle saydılar. Sonra nokta, halının altından çıkıp tarifin sonuna kondu. Kitap tamamlandı: “Kurabiyeler, sabırla karıştırılırsa daha lezzetli olur.”

Kütüphanenin Yeni Kuralı

O anda bütün raflar neşeyle sallandı. Kitaplar yeniden konuşmaya başladı; fakat bu kez yalnızca hızlı okuyanlara değil, dikkat eden herkese sesleniyorlardı. Bay Tıkırtı, kütüphanenin kapısına yeni bir tabela astı: “Bir kitabı bitirmek, yalnızca son sayfaya ulaşmak değildir; onu anlayarak okumaktır.”

Mina o günden sonra her kitabı daha yavaş okumaya başladı. Anlamadığı yerde soru sordu, güzel bir cümle bulduğunda arkadaşlarıyla paylaştı. Ali de ona katıldı. Birlikte çocuklar için küçük bir okuma köşesi hazırladılar. Köşenin adı “Düşün, Sor, Anlat” oldu.

Günler geçtikçe kütüphanedeki kitaplar hiç cümle kaybetmedi. Çünkü çocuklar artık hikâyelerin yalnızca sonunu değil, içindeki bilgiyi, duyguyu ve gizli soruyu da keşfediyordu. Mina ise her okuma saatinin sonunda gülümseyerek şöyle diyordu:

“En güzel masallar, merak eden ve öğrendiğini paylaşan kalplerde tamamlanır.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu