Güzel Hikayeler

Güneşin Unuttuğu Rengi Bulan Çocuk

Yamaçların arasında kurulu küçük Ilgınpınarı kasabasında Aras adında meraklı bir çocuk yaşardı. Aras, gördüğü her şeyi dikkatle inceler, sıradan taşlarda bile şekiller, bulutlarda ise gizli yüzler bulurdu. Kasabanın en sevdiği yeri, artık kullanılmayan tren istasyonuydu. İstasyonun duvarlarında solmuş resimler, peronda ise yıllardır çalışmayan büyük bir saat vardı.

Bir sabah Aras, istasyonun arkasındaki otlarda parlayan bir şey fark etti. Eğilip baktığında, kapağı deniz kabuğu desenli küçük bir boya kutusu buldu. Kutunun içinde kırmızı, sarı, mavi ve yeşil boyalar vardı; fakat ortadaki yuvarlak göz boş duruyordu. Kapağın iç kısmında ince harflerle şu yazıyordu: Kaybolan rengi bulmak için kasabanın en güzel davranışını boya.

Aras önce bunun bir bilmece olduğunu düşündü. Boya kutusunu alıp kasabanın meydanına gitti. Fırıncı Numan, dükkânının önünde yere düşen ekmekleri topluyordu. Aras hemen yardım etti. Numan Amca teşekkür ederek ona sıcak bir çörek verdi. Aras, kutunun kapağına küçücük bir ekmek resmi çizdi. O anda boş gözde mercan rengi bir parıltı belirdi, ama eksik yer dolmadı.

Sonra Aras, çeşmenin başında ağlayan Duru’yu gördü. Duru’nun tahta bebeğinin kolu kırılmıştı. Aras, cebindeki ipi çıkarıp bebeğin kolunu dikkatlice yerine bağladı. Duru gülümsedi ve bebeğini ona sarılmaları için Aras’a uzattı. Aras, boya kutusuna minik bir gülümseme çizdi. Bu kez boş gözde bal rengi bir ışık göründü; yine de aranan renk ortaya çıkmadı.

Öğleye doğru kasabaya uzak tepelerden gelen yaşlı bir seyyah uğradı. Sırtındaki sepet ağır olduğu için adımları yavaşlıyordu. Aras, sepeti taşımayı teklif etti ve onu çınar ağacının altındaki dinlenme taşına kadar götürdü. Seyyah, sepetinden tek bir kuru incir çıkarıp Aras’a verdi. Aras inciri ikiye bölerek onunla paylaştı. O sırada boya kutusu ısındı, fakat boş göz hâlâ sessizdi.

Aras akşama kadar pek çok güzel davranış gördü. Bir kediye su veren çocuklar, pazarda unutulan parayı sahibine ulaştıran manav, düşen bir çantayı kaldıran genç bir bisikletçi… Hepsini kutuya çizmeye çalıştı. Ancak çizimler çoğaldıkça boş göz daha da derin görünüyordu. Aras, belki de kutunun çalışmadığını düşünerek istasyona döndü.

Peronda otururken büyük saate baktı. Saatin akrep ve yelkovanı yıllardır aynı yerde, beşi on geçede durmuştu. Tam kalkacağı sırada istasyonun çatısından küçük bir kuş düştü. Kanadına ince bir ot parçası dolanmıştı. Aras kuşu ürkütmeden yaklaştı, otları çözdü ve onu ellerinin arasında bir süre sıcak tuttu. Kuş uçup gitmeden önce başını Aras’ın parmağına dokundurdu.

Aras, o an bütün gün yaptığı resimleri düşündü. Fırıncıya yardım etmiş, Duru’yu sevindirmiş, seyyahın yükünü taşımıştı. Fakat bunları yaparken hep kutunun ne vereceğini beklemişti. Kuşa yardım ederken ise aklında hiçbir ödül yoktu. En güzel davranış belki de kimsenin görmediği, karşılığını beklemeden yapılan davranıştı.

Aras kutunun kapağını açtı ve boş göze bir renk vermek yerine, kuşun uçtuğu gökyüzünü olduğu gibi çizmeye çalıştı. Fırçasını kaldırdığında kutunun içinden yumuşak bir ışık yükseldi. Maviye benzeyen ama maviden daha sıcak, altına benzeyen ama altından daha canlı bir renk ortaya çıktı. Aras bu renge iyilik ışığı adını verdi.

Kasabaya döndüğünde Aras, boya kutusunu yalnızca kendisi kullanmadı. Meydandaki duvarı herkesin yardımıyla boyamayı önerdi. Fırıncı ekmek sepetleri çizdi, Duru rengârenk oyuncaklar ekledi, seyyah uzak yolları resmetti. Aras ise duvarın ortasına, birbirine uzanan ellerin arasından doğan bir güneş çizdi.

Ertesi sabah çalışmayan istasyon saati yeniden işlemeye başladı. Kimse onu tamir ettiğini görmemişti; saat, kasabadaki iyiliklerin sesini duymuş gibiydi. Ilgınpınar’ın duvarı yıllarca parladı. Aras da o günden sonra güzel hikâyeler aramak yerine, her gün yeni bir iyilik yaparak kendi güzel hikâyesini yazdı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu