Kestane Kabuğundaki Üçüncü Tıkırtı

Yaprakları bakır rengine dönen Uğultulu Orman’ın kıyısında, incecik bir dere akardı. Bu dere ne gürültülüydü ne de çok derindi; ama her sabah serçelerin içtiği, kurbağaların şarkı söylediği, tavşanların serinlediği tek suydu. Bir gün dere yatağında yalnızca parlak taşlar ve susamış çamur kaldı.
Genç kunduz Duru, kuruyan suyu görünce kuyruğunu yere vurdu. Duru’nun büyük bir isteği vardı: Dereyi yeniden akıtmak ve ormanın bütün hayvanlarının suya kavuşmasını sağlamak. Hemen dalları toplamaya başladı. Kocaman bir set kuracak, suyu yukarıdaki göletten aşağıya yönlendirecekti. Planı ona göre kusursuzdu; üstelik kimseye sormasına gerek olmadığını düşünüyordu.
İlk gün Duru, söğüt dallarını dişleriyle taşıdı. İkinci gün çamurla duvar ördü. Üçüncü gün setin ortasına, ormanda bulduğu yuvarlak bir kestane kabuğunu yerleştirdi. Kabuk her su damlasında tık, tık diye ses çıkarıyordu. Duru bu sesi bir zafer davulu gibi dinledi. Fakat gece bastırınca setin bir yanı çöktü, dallar yamaçtan aşağı yuvarlandı.
Her Becerinin Bir Yeri Vardı
Duru, sabah olunca başarısızlığını saklamak için setin çevresine yapraklar dizdi. O sırada yaşlı kaplumbağa Maviş geldi. Maviş, taşların arasındaki nemli çizgileri uzun süre inceledi ve “Su burada değil, toprağın altında dönüyor,” dedi. Duru hemen karşı çıktı. Kendi planının işe yarayacağına inanıyordu. Yine de Maviş’in gösterdiği yere küçük bir çukur kazmayı kabul etti. Çukurun dibinde serin bir damla belirdi.
Bu damla, ormanın aşağı kesiminden gelen gizli bir su yolunun işaretiydi. Ancak yolun önünü kuru kökler kapatmıştı. Duru kökleri kemirmek istedi, fakat kökler çok sertti. Bu kez dikenli kirpi Nohut yardım etti. Nohut, dikenlerine takılan kuru yaprakları kullanarak köklerin arasındaki toprağı yavaşça çekti. “Bazen güçlü olmak, zorlamak değil, sabırla gevşetmektir,” dedi.
Su yolu biraz açılınca ince bir akıntı ortaya çıktı. Fakat akıntı, taşlı bir çukurda kayboluyordu. Duru yeniden dallarla kanal yapmak istedi. Bu defa orman kargası Kırçıl, dalları yukarıdan izleyip farklı bir öneri sundu. Kırçıl’ın isteği, herkesin onu yalnızca parlak şeyler bulan bir kuş sanmamasıydı. Bu yüzden akıntının kıvrımını dikkatle takip etti ve suyun hangi taşlara çarptığını tek tek gösterdi.
Duru, Kırçıl’ın önerdiği taşları yerinden oynatmak için tek başına uğraşmadı. Taşları taşıması için iki yaban domuzunu, çevredeki çakılları ayıklaması için tavşanları çağırdı. Serçeler de küçük gagalarıyla kuru tohumları sudan uzaklaştırdı. Duru, herkesin farklı bir isteği ve farklı bir becerisi olduğunu gördükçe kendi planını değiştirmeye başladı.
Akşamüstü gizli su yolu, dere yatağına ulaştı. Önce tek bir damla düştü. Sonra iki damla, ardından ince bir çizgi halinde su akmaya başladı. Kestane kabuğu yeniden tık, tık diye ses verdi. Duru sevinçle kuyruğunu kaldırdı; fakat ses üç kez tekrarlanınca durdu. Daha önce yalnızca iki tık duymuştu. Üçüncü tık, setin arkasında kalan küçük bir çamur kapağını gösteriyordu.
Duru kapağı hemen açmak yerine herkesi çağırdı. Hayvanlar birlikte çalışınca kapak kolayca kalktı ve yerin altından berrak bir su fışkırdı. Dere kısa sürede eski yatağına kavuştu. Kurbağalar şarkı söyledi, tavşanlar kıyıda zıpladı, serçeler kanatlarını suya değdirdi.
Duru, kestane kabuğunu dere kenarındaki düz bir taşa astı. “Bu artık benim zafer davulum değil,” dedi. “Birlikte dinlediğimizde duyduğumuz üçüncü tıkırtı. Bize, en iyi fikrin bazen tek bir hayvana değil, herkesin katkısına ait olduğunu hatırlatsın.” O günden sonra ormanda bir sorun çıktığında kimse hemen kendi çözümünü dayatmadı. Önce dinlediler, sonra denediler ve suyun sesi gibi ortak bir yol buldular.




