Karanlıkta Tek Başına

Elektrikler Kestiğinde
Asansörün kapısı ağır ağır kapanırken apartmanın koridoruna vuran son ışıkla yüzüm aydınlandı. Anahtarları cebimde yoktu, el fenerim yoktu; sadece cep telefonumun titreyen ekranındaki son yüzde on şarj. Binanın dış kapısı kendi kendine kapanmış, komşuların camlarından gelen sohbetler bir anda kesilmişti. Birkaç dakika sonra anladım: elektrik yoktu.
İlk başta her şey sakin gibiydi. Dışarda rüzgârın uğultusu, uzak bir yerde sokak lambasının aralıklı çakması dışında başka bir ses yoktu. Ama karanlığın içine adım attıkça, sakinlik başka bir şeye dönüşüyordu; beklenmedik, yer yer keskin bir sessizlik. Adımlarımın yankısı sanki başka birinin adımlarına karışıyordu. Öne bakınca yalnızdım; arkamda ses yoktu. Ama içimde bir bahçe kapısının kilitlenip kilitlenmediğine dair bir şüphe büyüyordu.
Koridorun Sonu
Koridorun sonunda kapalı pencereler, çizilmiş gazete kupürleri ve bir zamanların çocuk resimleriyle dolu bir panoyla karşılaştım. Ellerimi duvara bastırdım; soğuktu ve pürüzlüydü. Duvar boyunca yerlerde eski ayakkabılar, bozulmuş oyuncaklar, birkaç kutu. Karanlık, eşyalara başka bir yüz vermişti: bazıları insan yüzüne benziyordu, bazıları gövdesiz kol gibiydi. Akşamın sessizliğinde hayal gücüm bu cisimleri şekillendirmeye meyilliydi.
Adımlarımı hızlandırdım. Kapıları kontrol ettim, kilitleri yokladım. Önde komşumun kapısı aralık kaldı; içeriden hafif bir hırıltı ve bir tahtanın sürtünme sesi geliyordu. “Bir problem mi var?” diye seslendim. İçeriden bir cevap gelmedi, sadece bir nefes alma sesinin ardından tekrar sessizlik. Kapının eşiğinde gölge oynuyor gibiydi. Bir an durdum, sonra kapıyı araladım; oda karanlıktı, masa üzerinde duran eski bir radyo ışıksız, duvarda asılı saat durmuştu.
Odaya adım attığımda zemin tahtalarının birinden ince bir cızırtı geldi. Karate gibi, küçük bir hareketle kapıyı kapadım ve koridora çıktım. Kalbim göğsümde çarpıyordu ama mantığım yüksek sesle düşünmeme izin veriyordu: Donduğunda zaman, sadece bir elektrik kesintisi olur. Yine de ayrılırken arkama bakmadan yürüdüm.
Başka Bir Şey
Merdivenlerden inerken, alt kattaki depodan gelen metalik bir şıngırtı işittim. Bu ses, binanın alıştığım sesleri değildi. Sanki biri anahtar zincirini döndürüyor, kapı gıcırtısını deniyordu. Yavaşladım. Merdiven boşluğunun karanlığında bir gölge belirdi; boyutsuz, hantal bir karaltı. Gözlerimin görmesine izin vermemeye çalıştığı bir şeydi; çevremdeki her şeyi yavaşlatıp inceliyordu. Nefesimi tuttuğumda, karanlık bir taraftan soğuk bir hava akımı yüzüme çarptı.
Telefonumun ekranını açtım, dudaklarım donmuş gibiydi. Yüzde yedide. Kısa bir ışık huzmesiyle merdiven boşluğuna baktım. Merdivenin bir kat altında, yerde bir siluet vardı. İnsan mıydı, başka bir şey mi, belli değildi. Siluet hareket etti — sanki merkeze doğru çekiliyordu. O an içimde iki isteğin çarpıştığını hissettim: kaçmak ve yakınlaşmak. Kaçtım. Hızlı adımlarla kapının kilidini çevirdim, dış kapının kolunu çektim; kilit takılmıştı.
Bir an durdum. Dış kapının camında kendi yansıma yerine başka bir yüz gördüm; nefes alırken dudakları kıvrılıyor, gözleri boş. Yansıma anlık bir sapmaydı belki, telefon ışığının oyunuydu, ama uğultu hemen arttı. Binanın içinde yankılanan, onlarca küçük tırmanış sesi gibi kulaklarımı doldurdu. Yan apartmanın kapısı arka arkaya hafifçe çarpıldı. Eğildim, kulaklarımı kapadım; ama sesler içimde devam etti, kalbimin ritmiyle eş zamanlı bir atış gibi.
Seçim
Beklemek seçenek değildi. Telefonumun son şarjıyla güvenli bir yere ulaşabileceğime inanmıyordum. Kapının aralığından bir ışık sızıyordu; komşunun lambası olmalıydı. Anahtarı ararken cebimi karıştırdım ve çivinin ayağıma takıldığını hissettim. Bir daha baktım: zeminde hafif ıslaklık, ayak izleri vardı. İzler bana doğru gelmiyordu; benden uzaklaşıyordu. Sanki biri çoktan binayı terk etmiş, arkasında bir çağırış bırakmıştı.
Sonunda anahtarı buldum ve kapıyı açtım. Aşağı sokaklarda elektrik tekrar yanmıştı; fenerlerin titrek ışıkları hayatın devam ettiğini söylüyordu. Derin bir nefes aldım ve kapıyı kapattım. Arkama bakmadım ama bir gölge refleksle önümdeki duvara çarpıp kaydı. Karanlık, tek başına kalınca daha yoğun oldu, ama aynı zamanda bana bir sır bırakıyordu: ne gördüğüm kesin değildi, ne de peşimden gelenin niyeti. Sadece bir his vardı; yalnızken algı kırılgan, ve karanlık bazen gerçeği değil, bizim en derin korkularımızı aydınlatır.
Kapının kolunu indirirken ellerimin hâlâ titrediğini hissettim. Daha sonra bir şey daha fark ettim: cebimde hâlâ sıcak bir nesne vardı. Komşunun kapısında bulduğum küçük bir anahtardı. Üzerinde hiçbir numara yoktu, sadece ince bir çizik. Anahtarı avucumda sıkarken bir iç ses, onu geri takmamam gerektiğini söylüyordu. Hâlâ, kapalı apartmanın penceresinden gelen loş bir ışıkta, o çizik garipçe parladı.




