Dinozor Masalları

Fosil Çiçeklerinin Şarkısı

Geniş Kıpırdak Ovası’nda, taşların güneşte ısındığı ve eğrelti otlarının rüzgârla fısıldaştığı bir yer vardı. Bu ovada birbirinden farklı dinozorlar neşe içinde yaşardı. Uzun boyunlu Diplodoklar ağaçların yüksek yapraklarını toplar, tüylü Velosiraptorlar çalılıkların arasında saklambaç oynar, ağır adımlı Triseratopslar ise dere kenarındaki taşları düzenlerdi.

Aralarında Piko adında küçük bir Parasaurolophus da bulunuyordu. Piko’nun başındaki kıvrımlı tepe, ona diğerlerinden daha yüksek sesle ıslık çalma yeteneği veriyordu. Ancak Piko, sesinin güzel olup olmadığını bilmiyordu. Çünkü ne zaman şarkı söylemeye kalksa, bazı arkadaşları gülüşür, “Seninki şarkı değil, rüzgârlı bir borazan!” derdi.

Bir sabah ovanın yaşlı Ankilozoru Morma, herkesi Kuru Ezgi Vadisi’ne çağırdı. Vadinin duvarlarında, milyonlarca yıl önce yaşamış fosil çiçeklerinin izleri bulunuyordu. Rivayete göre bu çiçekler, yalnızca içten söylenen bir ezgi duyduklarında taşların arasından renkli ışıklar çıkarırdı. Işıklar ortaya çıkınca vadinin altındaki su yolu açılır, bütün ova serin bir kaynağa kavuşurdu.

Fakat uzun zamandır hiçbir fosil çiçek parlamıyordu. O yıl yağmurlar gecikmiş, derecikler incelmiş, küçük göletler çamurla dolmuştu. Morma, “Çiçekleri uyandırmak için yalnızca güçlü bir ses yetmez,” dedi. “Ezginin içinde dostluk, cesaret ve paylaşma olmalı.”

Ovadaki dinozorlar sırayla denemeye başladı. Diplodoklar uzun ve sakin ezgiler söyledi, Triseratopslar ayaklarını yere vurarak ritim tuttu. Minik Piko da cesaretini toplayıp tepesinden bir melodi çıkardı. Fakat vadinin taşları sessiz kaldı. Piko’nun yanakları kızardı. Başını öne eğip kalabalıktan uzaklaşmak istedi.

Tam o sırada taşların arasından ince bir ses duyuldu. Bu, kanadı yaralanmış küçük bir Pterozor olan Nini’nin sesiydi. Nini günlerdir vadinin dışında kalıyor, arkadaşlarının yanına uçamadığı için üzülüyordu. Piko onun yanına gidip, “İstersen ezgiyi birlikte deneyebiliriz,” dedi. Nini, “Benim sesim çok zayıf,” diye karşılık verdi. Piko gülümsedi: “Belki de vadinin beklediği şey yüksek ses değil, birbirini duyan iki sestir.”

İkisi yan yana oturdu. Piko derin bir nefes alıp yumuşak bir ıslık çaldı. Nini de kanadını hafifçe sallayarak ince bir tını ekledi. Başta sesleri birbirine alışamadı. Piko hızlı, Nini yavaş söylüyordu. Sonra ikisi birbirini dinlemeye başladı. Piko temposunu düşürdü, Nini cesaretlenip sesini biraz yükseltti.

Bu sırada diğer dinozorlar da onlara katıldı. Triseratopslar taşları dikkatle birbirine değdirdi, Diplodoklar yaprakları hışırdatarak ritim oluşturdu. Hatta Morma, kuyruğuyla toprağa düzenli daireler çizdi. Herkes kendi sesini öne çıkarmak yerine arkadaşlarının sesine yer açtı. Vadi, daha önce hiç duyulmamış bir şarkıyla doldu.

Önce en küçük fosil çiçeğin çizgileri sarı bir ışıkla parladı. Ardından mor, mavi ve yeşil ışıklar taş duvarlarda dans etmeye başladı. Vadinin ortasındaki büyük kaya çatladı; içinden berrak bir su fışkırdı. Su, ince bir dereye dönüşerek Kıpırdak Ovası’na doğru akmaya başladı. Susamış eğrelti otları canlandı, göletler doldu, taşların üzerindeki yosunlar yeniden parladı.

Piko, herkesin önünde başını kaldırdı. Bir zamanlar alay edilen ıslığı, şimdi vadinin en önemli seslerinden biriydi. Nini de kanadını sevinçle açtı. Arkadaşları onlara teşekkür ederken Morma şöyle dedi: “Gerçek ezgi, en gür sesi bulmak değil, herkesin sesini aynı neşede buluşturmaktır.”

O günden sonra Kıpırdak Ovası’nda her ilkbahar Fosil Çiçekleri Şenliği düzenlendi. Çocuk dinozorlar farklı seslerle şarkılar söyledi, kimse kimsenin melodisini küçümsemedi. Piko ise şarkı söylemekten hiç vazgeçmedi. Onun melodisi, dinozor masalları arasında paylaşmanın ve birbirini dinlemenin simgesi olarak nesilden nesile anlatıldı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu