Bir Kaşık Balın Açtığı Yol

Yeşilçam Ormanı’nın en güneşli yamacında, Ardıç adında genç bir ayı yaşardı. Ardıç, iri patileri ve kıvrık kulaklarıyla herkesten kolayca ayırt edilirdi. En sevdiği şey, arıların vızıldayışını dinlemek ve bal peteğinden küçücük bir parça tatmaktı. Fakat balı yalnızca yemek için istemezdi. Her kışın ilk karında düzenlenen Sıcaklık Şenliği’nde bütün orman sakinlerine bal ikram etmeyi düşlerdi.
Sonbahar geldiğinde Ardıç, yaşlı meşe ağacının kovuğuna özenle bir toprak çömlek yerleştirdi. Arılar ona birkaç petek bırakınca balı çömleğe doldurdu ve kapağını yapraklarla örttü. “Şenlik gününe kadar kimse bu çömleği görmemeli,” diye fısıldadı. Sonra da çömleğin yerini unutmamak için çevresine üç yuvarlak taş koydu.
Ne var ki o yıl ormana beklenmedik bir kuraklık çöktü. Dere inceldi, çiçekler erkenden boyun eğdi. Arılar her gün daha uzaklara uçuyor, akşamları kanatlarını güçlükle çırparak kovanlarına dönüyordu. Ardıç, çömleğinin başında oturup onları izlerken içi burkuldu. Balı çoğaltmak için daha çok çiçek gerektiğini biliyordu ama ormanda neredeyse hiç çiçek kalmamıştı.
Bir sabah, dikenli çalılıkların ardında solgun mor çiçeklerle dolu küçük bir açıklık buldu. Açıklığa yalnızca dar ve taşlı bir patikadan gidilebiliyordu. Arılar orayı keşfetmemişti. Ardıç hemen birkaç çiçeği söküp kovana götürmeyi düşündü, sonra durdu. “Onları yerinden ayırırsam bu güzellik uzun sürmez,” dedi. Bunun üzerine orman dostlarından yardım istemeye karar verdi.
Önce sincap Çıtır’dan kuru tohumları toplamasını rica etti. Çıtır, ceviz kabuklarına doldurduğu tohumları sırtında taşıdı. Kirpi Minik, dikenleriyle toprağı havalandırdı. Su samuru Pırpır, dere kıyısında biriken suyu küçük kanallarla açıklığa ulaştırdı. Ardıç ise iri pençeleriyle patikadaki taşları kenara çekti. Böylece arılar için güvenli, çiçekler için yaşanabilir bir yol oluşmaya başladı.
Günler geçtikçe patikanın iki yanında sarı, mor ve beyaz çiçekler açtı. Arılar yeni bahçeye kondu, kovana dönerken kanatlarında altın renkli polenler taşıdı. Kovandaki petekler ağırlaştı. Ardıç’ın çömleği de bal ile doldu, fakat genç ayı her sabah kapağı kaldırıp baksa da baldan bir kaşık bile almadı. Çünkü bu balın içinde yalnızca çiçeklerin kokusu değil, dostlarının emeği de vardı.
Sonunda Sıcaklık Şenliği günü geldi. Orman sakinleri, kar tanelerinin altında büyük bir kütüğün çevresinde toplandı. Ardıç çömleğini ortaya koydu. Tam kapağı açacağı sırada çömleğin içinden küçük bir çatlak sesi duyuldu. Meğer çömlek, taşıdığı balın ağırlığına dayanamamış ve ince bir yarık oluşmuştu. Bal yere akmaya başlayınca Ardıç telaşlandı.
Çıtır hemen ceviz kabuklarını getirdi. Minik, geniş yaprakları dikkatle yerleştirdi. Pırpır da kardan temizlediği düz taşları çömleğin altına dizdi. Birkaç dakika içinde herkes elinden geleni yaptı ve balın çoğu kurtarıldı. Ardıç, çömleğe uzun uzun baktıktan sonra gülümsedi. “Demek paylaşmak, yalnızca balı bölmek değilmiş,” dedi. “Paylaşmak, bir sorun çıktığında birlikte çözüm bulmakmış.”
O gün bal, küçük tahta kaşıklarla herkese dağıtıldı. Herkes yalnızca birer kaşık aldı ama şenlikteki neşe koca ormana sığmadı. Arılar için açılan çiçekli yol, sonraki ilkbaharda daha da uzatıldı. Orman sakinleri her yıl yeni tohumlar ekti; Ardıç ise çömleklerini saklamak yerine herkesin görebileceği bir rafa koydu.
O günden sonra Yeşilçam Ormanı’nda şu söz dilden dile dolaştı: Bir kaşık bal, paylaşılınca azalır sanılır; oysa içine dostluk katılırsa koca bir mevsimi tatlandırır.




