Sessizliğe Çiçek Eken Narin

Uzak tepelerin arasında, sabahları kuşların şarkısıyla uyanan bir vadi vardı. Bu vadinin adı Çınçın’dı; çünkü her taşına dokunulduğunda incecik bir ses çıkarırdı. Vadide yaşayan çocuklar ip atlar, tahta kaşıklarla ritim tutar, akşamları da büyüklerin anlattığı masalları dinlerdi. İçlerinde en meraklısı, saçlarına her gün farklı renkte kurdeleler takan Narin’di. Narin, bir masal dinlemenin insanın kalbinde görünmez bir kapı açtığına inanırdı.
Bir sabah Çınçın Vadisi tuhaf bir sessizliğe uyandı. Kuşlar gagalarını açıyor ama ötüşleri duyulmuyordu. Dere akıyor, yapraklar kıpırdıyor, değirmenin çarkları dönüyordu; yine de ortalıkta tek bir ses yoktu. Narin, elindeki küçük çanı salladı. Çan hareket etti, fakat çıngırdamadı. Vadinin yaşlı bahçıvanı Lale Nine, toprağa eğilip fısıldadı: Sesler kaybolmadı, yalnızca saklandı.
“Onları nasıl bulacağız?” diye sordu Narin.
Lale Nine, ona üç boş saksı ve avuç içi kadar gümüş bir tohum verdi. “Bu tohum, yalnızca iyi dinleyenlerin yanında filizlenir. Sesleri ararken acele etme. Birincisini paylaşılmış bir neşede, ikincisini sabırlı bir bekleyişte, üçüncüsünü de başkasının kalbini anlamakta bulacaksın.”
Narin saksıları sepetine koyup vadinin yukarısındaki patikaya çıktı. Önce, çamların arasında kanadı incinmiş bir arı gördü. Arı vızıldayamıyor, çiçekten çiçeğe güçlükle yürüyordu. Narin onu geniş yapraklı bir çiçeğin üzerine taşıdı ve sepetindeki bal kokulu ekmekten minicik bir parça bıraktı. O anda boş saksılardan biri ısındı. İçinde altın renkli bir ışık belirdi. Işık, kahkaha gibi hafifçe kıpırdadı. Narin ilk sesi bulmuştu: Paylaşınca çoğalan neşe.
Yoluna devam ederken eski bir değirmenin yanında durdu. Değirmenin çarkı dönmek istiyor, fakat sıkışmış bir dal yüzünden hareket edemiyordu. Narin dalı çekti, olmadı. Taşları kaldırdı, yine olmadı. Birkaç kez denedikten sonra oturup soluklandı. Rüzgârın yönünü değiştirmesini bekledi. Bir süre sonra ince bir esinti dalı gevşetti. Narin onu kolayca çekip çıkardı. Değirmen dönmeye başlayınca ikinci saksıdan berrak bir tıkırtı yükseldi. Bu, sabrın sesiydi.
Üçüncü sesi bulmak için vadinin en sessiz köşesine, mor kayaların arasındaki küçük gölete gitti. Suyun kıyısında, yansımasına bakan bir kurbağa vardı. Kurbağa ağzını açıyor, fakat vakvaklayamıyordu. Narin ona ses çıkarmayı öğretmeye çalışmadı. Yanına oturup uzun süre bekledi. Kurbağanın yüzündeki endişeyi, yalnız kalmış gibi duran gözlerini anlamaya çalıştı. Sonra avucunu suya daldırıp küçük dalgalar oluşturdu. Kurbağa da ayağıyla suya dokundu. Dalgalar birbirine kavuştuğunda üçüncü saksıdan yumuşak bir nefes sesi yükseldi. Narin, anlaşılmanın da bir ses olduğunu öğrendi.
Üç saksı birden parlamaya başladı. Gümüş tohum, Narin’in avucunda küçük bir filize dönüştü. Fakat filiz büyümek yerine başını eğdi. Narin, Lale Nine’nin sözlerini düşündü. Sesler yalnızca bulunmayacak, yeniden paylaşılacaktı. Bunun üzerine vadinin ortasına gitti. Çocukları yanına çağırdı ve herkesin bir süre konuşmadan birbirini dinlemesini istedi. Bir çocuk ellerini çırptı, biri taşları birbirine dokundurdu, bir başkası kuru yaprakları avuçlarında hışırdattı. Narin, arının kanat çırpışını, değirmenin dönüşünü ve göletteki dalgaları anlattı.
O anda gümüş filiz büyüyüp rengârenk bir çiçeğe dönüştü. Çiçeğin yapraklarından üç ses yayıldı; kahkaha, tıkırtı ve yumuşak bir nefes. Bu seslere kuşların cıvıltısı, derenin şırıltısı ve çanların neşeli çıngırtısı eklendi. Çınçın Vadisi yeniden canlandı. O günden sonra vadide herkes birbirini daha dikkatli dinledi. Narin ise akşamları çocukları çevresine topladı. Masal dinlemenin yalnızca güzel sözleri duymak değil, sessiz kalan kalpleri de fark etmek olduğunu anlattı. Vadideki gümüş çiçek her açtığında, insanlar birbirine kulak vermenin dünyayı nasıl güzelleştirdiğini hatırladı.




