Bir Avuç Sözün Kurduğu Köprü

Çam kokulu tepelerin arasındaki Işılca Köyü’nde herkes birbirini tanır, akşamları evlerin önünde oturup günün haberlerini paylaşırdı. Köyün en meraklı çocuğu Lara ise duyduğu her sözü hemen arkadaşlarına anlatmayı severdi. Ona göre bir haber ne kadar hızlı yayılırsa o kadar ilginçti.
Bir gün köy meydanındaki eski çeşmenin yanında, belediye başkanının elinde büyük bir kâğıt gördü. Başkan, kâğıdı dikkatle inceliyor, kaşlarını çatıyordu. Lara yanına gidip sordu:
“Bu kâğıtta ne yazıyor?”
Başkan gülümseyerek, “Henüz kesinleşen bir şey yok. Yarın toplantıda konuşacağız,” dedi.
Lara, başkanın sözlerini tam duymadan koşarak arkadaşlarının yanına döndü. Nefes nefese, “Köyümüzün ortasına kocaman bir taş duvar yapılacakmış! Çeşme de kaldırılacakmış!” diye bağırdı.
Haber, kuru yaprakların rüzgârda savrulması gibi kısa sürede bütün köye yayıldı. Fırıncı un çuvallarını taşımayı bıraktı, terzi dükkânının önüne çıktı. Çocuklar çeşmenin çevresinde toplanıp üzgün üzgün konuştu. Çeşme, yıllardır köyün buluşma yeriydi. İnsanlar orada su içer, yolculara dinlenme yeri gösterir, güzel haberleri birbirine anlatırdı.
Ertesi sabah köy meydanında büyük bir kalabalık vardı. Herkes öfkeliydi. Başkan, elindeki kâğıdı kaldırıp sakinleşmelerini istedi.
“Kimse çeşmeyi kaldırmayacak,” dedi. “Kâğıtta yazan, köyün yağmur suyunu biriktirmek için küçük bir taş havuz yapılması önerisiydi. Çeşme olduğu gibi kalacak, hatta yanında çiçekler yetişecek.”
Kalabalık rahat bir nefes aldı. Fakat Lara’nın içi sıkıştı. İnsanların telaşa kapılmasına onun aceleci sözü neden olmuştu. Bir an sessizce uzaklaşmayı düşündü. Böylece kimse gerçeği öğrenmez, belki de konu unutulurdu.
Tam o sırada köyün yaşlı saatçisi Nimet Hanım yanına geldi. Elinde, camı çatlamış küçük bir cep saati vardı.
“Bu saat yıllardır geri kalır,” dedi. “Onu düzeltmek için önce nerede durduğunu kabul etmek gerekir. İnsanların sözleri de böyledir. Yanlış bir söz, doğru yere ulaşana kadar birçok kişiyi bekletebilir.”
Lara başını eğdi. “Ben sadece duyduğumu anlatmak istemiştim,” diye fısıldadı.
“Duyduğun her şey, anlatmaya hazır olduğun anlamına gelmez,” dedi Nimet Hanım. “Bazen en doğru davranış, bir sözü biraz bekletip gerçeğini öğrenmektir.”
Lara, meydanın ortasına çıktı. Kalabalık hâlâ çeşmenin çevresinde duruyordu. Küçük kız derin bir nefes aldı.
“Herkesten özür dilerim,” dedi. “Başkanın sözünü tam dinlemeden söyledim. Çeşmenin kaldırılacağını ben uydurmadım ama yanlış anladığım şeyi doğrulamadan yaydım. Hepinizi boşuna kaygılandırdım.”
Bir süre kimse konuşmadı. Sonra fırıncı Cemal Usta, “Hatanı saklamak yerine söylemen önemli,” dedi. “Biz de bundan sonra duyduğumuz her sözü hemen yaymayalım.”
Başkan, yağmur suyu havuzunun nasıl yapılacağını anlattı. Köylüler bu kez birlikte çalışmaya karar verdi. Kimi taş taşıdı, kimi çiçek fidanı getirdi, kimi de çeşmenin çevresini temizledi. Lara, bütün gün insanlara yardım etti. Her işin başında, “Önce doğru mu, diye soralım,” demeyi unutmadı.
Bir hafta sonra çeşmenin yanında küçük, berrak bir havuz tamamlandı. Yağmur yağdığında sular burada birikecek, yazın çiçekleri besleyecekti. Çeşme ise eskisinden daha güzel görünüyordu. Taşlarının arasına pembe, sarı ve mor çiçekler yerleştirilmişti.
O günden sonra köyde biri önemli bir haber duyduğunda, hemen yaymak yerine önce kaynağına sorar oldu. Lara da merakını kaybetmedi; yalnızca merakına sabrı ekledi. Böylece Işılca Köyü, aceleyle savrulan sözlerin değil, doğrulanmış bilgilerin ve dürüst özürlerin güveni büyüttüğünü öğrendi.
Masalın öğüdü
Bir sözü söylemeden önce onu doğru anlayıp anlamadığımızı düşünmeliyiz. Hata yaptığımızda ise saklanmak yerine dürüstçe özür dilemek, kırılan güveni yeniden kurmanın ilk adımıdır.




