Deyim Hikayeleri

Mor Eteklerin Neşeli Çıngırağı

Çınaraltı kasabasında Nehir adında, renkli kumaşlardan elbiseler dikmeyi seven bir çocuk yaşardı. Nehir’in en sevdiği iş, kasabanın çocukları için bayramlık giysiler hazırlamaktı. Kumaş seçerken herkesin fikrini sorar, düğmeleri ışığa tutar, iplikleri renklerine göre dizerdi. Fakat bir huyu vardı: Çok sevindiğinde bile duygusunu belli etmeye çekinirdi. Ona göre fazla neşelenmek, başkalarını rahatsız edebilirdi.

Bir sabah kasabanın yaşlı saatçisi Rıza Usta, Nehir’in dükkânına geldi. Elinde mor kadifeden yapılmış, kenarları gümüş iplikle işlenmiş eski bir etek vardı. Eteğin üzerinde küçücük çıngıraklar parlıyordu.

“Bunu yıllar önce kasabanın ilk şenliği için dikmiştim,” dedi Rıza Usta. “Ama çıngırakları bir türlü susturamadım. Ne zaman biri içtenlikle sevinse, kendiliğinden çalarlar.”

Nehir eteği merakla inceledi. Tam o sırada meydandan bir haberci koşarak geldi. Kasabanın çocuk korosunun, uzak köylerdeki öğrenciler için düzenlenen müzik yarışmasına kabul edildiğini söyledi. Nehir’in gözleri parladı, fakat hemen başını eğip sakin görünmeye çalıştı.

“Bu çok güzel bir haber,” diyebildi yalnızca.

Mor etekteki çıngıraklar birden şıngır şıngır ötmeye başladı. Rıza Usta gülümsedi.

“Gördün mü? İçindeki sevinç, dilinden önce konuştu.”

Çıngırakların Sırrı

Nehir eteği prova etmek için giydi. O anda çıngırakların sesi bütün dükkâna yayıldı. Nehir utandı ve eteği çıkarmak istedi. Fakat Rıza Usta onu durdurdu.

“Sevinç saklanınca küçülmez,” dedi. “Bazen yalnızca sessiz bir gülümsemeye dönüşür. Oysa paylaşılan sevinç, çevresine de ışık verir.”

Nehir bu sözleri düşündü. Yarışmaya hazırlanacak koronun elbiselerini onun dikmesi gerekiyordu. Bu görev ona verildiği için çok mutluydu. Ancak başarısız olmaktan da korkuyordu. Çocukların düş kırıklığına uğramasından çekiniyor, bu yüzden sevincini içine atıyordu.

Ertesi gün prova başladı. Nehir, her çocuğun sevdiği renkten küçük bir parça seçti. Defne için sarı, Mert için turuncu, İpek için gökyüzü mavisi kurdeleler hazırladı. Elbiseler tamamlandığında çocuklar aynanın karşısında dönüp durdu. Mor eteğin çıngırakları da onların neşesine uyup çaldı.

Kasabanın bazı büyükleri bu sesi fazla gürültülü buldu. “Çıngırakları sökelim,” dediler. “Nehir böylece daha ciddi görünür.”

Nehir’in içi burkuldu. Yine sessiz kalmayı düşündü. Tam o sırada küçük Mert elini kaldırdı.

“Bence sesleri kalsın,” dedi. “Çünkü hepimiz mutluyken onları duyuyoruz.”

Bu söz Nehir’e cesaret verdi. İlk kez düşüncesini saklamadan konuştu.

“Çıngıraklar kimseyi rahatsız etmek için çalmıyor. Onlar, güzel bir şey olduğunda kalbimizin nasıl hafiflediğini hatırlatıyor. İsterseniz seslerini azaltabiliriz, ama sevincimizi saklamak zorunda değiliz.”

Neşenin Dili

Kasabalılar bu fikri beğendi. Rıza Usta çıngırakların bazılarını daha yumuşak ses çıkaracak biçimde ayarladı. Böylece etek yürürken tatlı tatlı şıngırdıyor, kimseyi ürkütmüyordu.

Yarışma günü çocuk korosu meydana kurulan sahneye çıktı. Nehir kenarda duruyor, ellerini birbirine kenetliyordu. İlk ezgi duyulduğunda herkes sustu. Çocukların sesleri, sabah rüzgârı gibi temiz ve uyumluydu. Şarkı bittiğinde meydan alkışlarla doldu.

Nehrin mutluluğu o kadar büyüktü ki mor eteğin bütün çıngırakları birden çalmaya başladı. Nehir bu kez eteğini saklamadı. Gülerek sahneye çıktı, çocuklara sarıldı. Kasabalılar da onunla birlikte alkış tuttu.

Çocuk korosu yarışmada birinci olmadı; fakat jüri, birbirlerini dinleyerek söyledikleri şarkıyı özel bir ödülle kutladı. Nehir için bu ödül, kazanılan bir kupadan daha değerliydi. Çünkü ilk kez sevincini paylaşmanın başkalarını da mutlu ettiğini anlamıştı.

O günden sonra Çınaraltı’nda biri büyük bir mutluluk yaşadığında “Etekleri zil çalıyor!” denmeye başlandı. Bu söz, neşenin taşmasını anlatan güzel bir deyime dönüştü. Nehir ise mor eteği her şenlikte giydi. Çıngırakların sesi kasaba meydanında yankılandıkça herkes şunu hatırladı: İçten gelen mutluluk, paylaşıldıkça çoğalır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu