Sonraya Bırakılan Günlerin Haritası

Kasabanın adı Uzaklık değildi, ama orada yaşayan herkes bir şeylere biraz uzakta dururdu. İnsanlar sabahları işlerine gider, akşamları evlerine döner, söylemek istediklerini yarına, yapmak istediklerini gelecek haftaya bırakırdı. Kimse bunun garip olduğunu düşünmezdi. Çünkü kasabanın üzerinde, yalnızca bazı insanların fark edebildiği ince bir sis dolaşırdı. Bu sis, ertelenen her düşünceden biraz daha koyulaşırdı.
On üç yaşındaki Yelda, o sisi görebilenlerden biriydi. Üstelik sisin içindeki küçük şekilleri de seçebiliyordu. Kimi zaman yarım kalmış bir mektup, kimi zaman açılmamış bir pencere, kimi zaman da sahibinin söylemeye çekindiği tek bir kelime belirirdi. Yelda, bu görüntüleri kimseye anlatmazdı. Büyüklerin böyle şeyleri duyunca hemen başka bir işle uğraşmaya başladığını öğrenmişti.
Bir gün, kasabanın en eski dükkânının önünde duran yaşlı haritacı Edhem’i gördü. Edhem, yıllardır kimsenin gitmediği yolları çizer, boş kâğıtların kenarına küçük yıldızlar koyardı. O sabah elindeki haritanın tamamı griydi.
“Haritanız kaybolmuş,” dedi Yelda.
Edhem, gözlüklerini düzeltti. “Harita kaybolmadı,” diye karşılık verdi. “İnsanlar yollarını sürekli sonraya bıraktığı için bütün yollar birbirine karıştı.”
Sonra Yelda’ya, kasabanın altında uzanan görünmez bir yolun varlığından söz etti. Bu yol, insanların bir türlü başlayamadığı işlerden, söylenemeyen özürlerden ve ertelenen sevinçlerden oluşuyordu. Her yeni erteleme, yola bir taş ekliyordu. Taşlar çoğaldıkça insanlar kendi isteklerinin sesini daha az duyuyordu.
Yelda, Edhem’le birlikte yolu bulmaya karar verdi. Haritacı ona bir pusula vermedi; bunun yerine avucuna küçük, sıcak bir taş bıraktı. “Bu taş yalnızca gerçekten istediğin bir şeyi düşündüğünde ısınır,” dedi.
İlk durakları, yıllardır kapalı duran marangoz dükkânıydı. Dükkânın sahibi Nihat Usta, gençliğinde yaptığı ahşap oyuncakları yeniden üretmek isterdi. Fakat her sabah dükkânın kapısını açmadan önce, “Yarın başlarım,” derdi. Yelda taşı ona uzattığında taş ısındı. Nihat Usta önce şaşırdı, sonra eski aletlerini temizledi. O gün yalnızca küçük bir tahta kuş yaptı. Kuş kusursuz değildi, ama kanatları vardı.
Yol, kasabanın meydanına doğru uzandıkça başka insanların dileklerine de dokundular. Emine Hanım yıllardır şarkı söylemeyi özlediğini fark etti ve komşularına küçük bir akşam toplantısı düzenledi. Fikret Bey, kardeşine göndermeyi unuttuğu bir teşekkür mektubunu yazdı. Sessiz çocuk Aras, ilk kez kendi seçtiği kitabı yüksek sesle okudu. Her küçük başlangıçta sis biraz inceldi.
Fakat yolun sonunda en büyük taş duruyordu. Bu taş, bütün kasabanın birlikte ertelediği bir dilekten yapılmıştı: İnsanların birbirine gerçekten vakit ayırması. Herkes başkalarının çok meşgul olduğunu sanıyor, kendisi de meşgul görünerek bekliyordu. Yelda taşı kaldırmaya çalıştı, fakat taş yerinden oynamadı.
Edhem, “Bazı yükler tek kişinin gücüyle değil, ortak niyetiyle hafifler,” dedi.
Yelda meydana çıktı ve insanlara görünmez yolu anlattı. Kimi güldü, kimi omuz silkti. Ancak Nihat Usta yaptığı tahta kuşu kaldırıp, “Bugün burada kalabilirim,” dedi. Ardından Emine Hanım şarkısının ilk dizesini söyledi. Fikret Bey mektubunu cebinden çıkardı. Birer birer insanlar yaptıkları işleri bırakarak meydana geldi.
O anda büyük taşın içinden yumuşak bir ışık yayıldı. Taş parçalanmadı; yalnızca sayısız küçük basamağa dönüştü. Her basamak, birinin o gün seçtiği küçük bir başlangıçtı. Sis gökyüzüne yükselirken kasaba ilk kez çevresini açıkça gördü: birbirine yakın evleri, uzun ağaçları ve aynı meydanda buluşan insanları.
Edhem, yeni haritasına son çizgiyi çekti. Haritanın ortasına bir isim yazdı: Bugün.
Yelda yıllar sonra büyüdüğünde de o günü unutmadı. İnsanlara her şeyi hemen bitirmeleri gerektiğini söylemedi. Yalnızca, kalplerinde değerli bir düşünce belirdiğinde onu sonsuza dek bekletmemelerini hatırlattı. Çünkü bazı günler kapıyı çalmaz; içeri girebilmek için bizim küçük bir adım atmamızı bekler.




