12 Yaş Masalları

Kuzeyi Unutan Pusula

Yelkovan Kasabası’nda herkes yönünü gökyüzündeki Kuzey Yıldızı’na göre bulurdu. Balıkçılar denize açılırken, çiftçiler tarlalarını sürerken, çocuklar bile okul yolunda yıldızın ışığını izlerdi. Kasabanın meydanındaki taş kemerin altında duran eski pusula ise yıllardır kuzeyi gösterirdi. Kimse onun nereden geldiğini bilmez, ama herkes doğru yolu bulmak için ona güvenirdi.

On iki yaşındaki Ada, pusulanın camını her hafta temizleyen tek kişiydi. Bir sabah okuldan önce kapağı açtığında ibrenin titrediğini gördü. İbre kuzeye değil, önce fırına, sonra kullanılmayan değirmene, ardından da kasabanın dışındaki kuru çeşmeye döndü. Ada pusulayı avucunda çevirdi, fakat ibre inatla aynı yerleri göstermeye devam etti.

“Belki de bozulmuştur,” dedi sınıf arkadaşı Bora.

“Bozulsaydı her yere rastgele bakardı,” diye karşılık verdi Ada. “Bu, bir şey anlatmaya çalışıyor.”

İkisi pusulanın gösterdiği ilk yere, fırının arkasındaki dar sokağa gittiler. Orada yaşlı fırıncı Numan Usta, günlerdir çalışmayan taş fırının başında bekliyordu. Fırının içindeki özel tuğlalardan biri çatlamış, ekmekler bir türlü eskisi gibi kabarmamıştı. Ada ile Bora, değirmen taşlarının arasından uygun bir parça bulup tuğlayı onardılar. Numan Usta, onlara sıcak çörek verirken pusulanın ibresi yeniden döndü.

Bu kez ibre, tepenin ardındaki eski değirmeni gösteriyordu. Değirmen yıllardır kullanılmıyordu; çünkü kanadı kırılmış, içindeki un sandıkları da yağmurda çürümüştü. Ada, Bora ve birkaç çocuk birlikte çalışarak kırık kanadı söktüler. Bora’nın aklına, okulun tiyatro kulübünde kullanılan hafif tahta parçaları geldi. Çocuklar parçaları birleştirip yeni bir kanat yaptılar. Rüzgâr değirmeni döndürünce, içeride unutulmuş bir çan sesi yükseldi.

Çanın sesiyle birlikte pusulanın kapağında ince bir yazı belirdi: “Yol, yalnız yürüyene değil, el uzatana açılır.”

Kasabalılar yazıyı görünce meydanda toplandı. Kimileri pusulanın eskiden beri büyülü olduğunu söyledi, kimileri de bunun yalnızca tesadüf olduğunu düşündü. Ada, tartışmayı dinlerken ibrenin kuru çeşmeye döndüğünü fark etti. Çeşmenin çevresinde otlar büyümüş, taş oluğu çatlamıştı. Kasabanın yaşlıları, çeşmenin suyunun yıllar önce kesilmesinden sonra herkesin kendi işine çekildiğini anlattı.

Bu kez bütün kasaba çalışmaya koyuldu. Balıkçılar taş taşıdı, terziler işçilerin elleri için bez eldiven dikti, çocuklar otları temizledi. Bora, çeşmenin arkasındaki kayalıkta küçük bir su kanalı buldu. Ada kanalı izleyince, toprağın altında tıkanmış bir kapak keşfetti. Kapağı kaldırdıklarında berrak su ince bir şırıltıyla çeşmeye ulaştı.

O anda pusulanın ibresi durdu. İlk kez yeniden kuzeyi gösteriyordu. Fakat herkes onun artık yalnızca yön bulmak için kullanılmayacağını anladı. Meydandaki kemerin altına küçük bir levha asıldı: “Bir yer eksikse, önce birbirimize bakalım.”

Günler sonra Ada pusulayı tekrar açtı. İbre kuzeyde sabit duruyordu, ama kapağın içindeki yazı kaybolmamıştı. Ada, pusulayı okulun kitaplığında saklamayı önerdi. Böylece herkes, doğru yönün bazen bir yıldızda, bazen de bir başkasına uzatılan elde bulunduğunu hatırlayacaktı.

O günden sonra Yelkovan Kasabası’nda kimse “Bu benim işim değil,” demedi. Bir çatı aktığında komşular merdiven getirdi, bir çocuk yolunu şaşırdığında herkes el feneri uzattı. Pusula ise kuzeyi gösterirken sessizce parlamayı sürdürdü; çünkü aradığı şey yön değil, birlikte iyileşen bir kasabaydı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu