Deyim Hikayeleri

Zil Sesini Arayan Kiraz

Yamaçların arasına kurulmuş Şenova köyünde, her sabah güneş doğarken meydandaki büyük çan çalardı. Çanın sesi, fırıncıların hamur yoğurmasına, bahçıvanların kapılarını açmasına, çocukların okula hazırlanmasına eşlik ederdi. Fakat bir pazartesi sabahı çan sustu. Köy, sanki kocaman bir yastığın altına saklanmış gibi sessiz kaldı.

Şenova’da yaşayan Kiraz, sessizliğe en çok şaşıran çocuktu. Kıvırcık saçlarının arasına renkli kurdeleler takar, her işini küçük bir türkü söyleyerek yapardı. O gün türküsünün ortasında durup meydandaki çana baktı. Çanın ipi yerindeydi, tokmağı da sağlamdı. Yine de çan, ne kadar çekilirse çekilsin ses çıkarmıyordu.

Kiraz, köyün eski saatçisi Usta Poyraz’a gitti. Usta Poyraz, büyüteciyle çanın içini inceledi ve gülümseyerek, “Bazen bir eşyanın sesi kaybolmaz, yalnızca hatırlanmayı bekler,” dedi. “Çanın neşesini bulmak istiyorsan, önce köyde neşenin nerede saklandığını öğrenmelisin.”

Kiraz bu sözleri duyunca yola koyuldu. Önce fırına uğradı. Fırıncı Nergis, ekmekleri tezgâha dizerken üzgün görünüyordu. “Bugün kimse sıcak ekmek kokusunu konuşmuyor,” dedi. “Sanki herkesin aklı çanın susmasında.” Kiraz, ona komik bir ekmek şekli gösterince Nergis’in yüzü aydınlandı. İkisi birlikte yıldız biçiminde çörekler hazırladı. Fırından yayılan koku, köyün sokaklarına küçük bir mutluluk bıraktı.

Sonra Kiraz, köyün terzisi Vira’nın dükkânına uğradı. Vira, rengârenk kumaşlarla dolu bir sandığın başında oturuyordu. “Çanın sesi gelmeyince dans etmenin de anlamı yok,” diye iç geçirdi. Kiraz, “Belki dans etmek için önce çanın çalmasını beklememeliyiz,” dedi. Bunun üzerine Vira, eski kumaşlardan bir etek dikti. Eteğin kenarına da minik bakır çanlar işledi.

Kiraz eteği giydiğinde her adımında şıngır şıngır sesler yükseldi. Önce utangaçça yürüdü, sonra kollarını açıp meydanın ortasında dönmeye başladı. Çocuklar ona katıldı. Fırıncı Nergis yıldız çöreklerini getirdi, Vira renkli kurdeleler dağıttı. Bir süre sonra meydan, suskunluğu unutan gülüşlerle doldu.

Tam o sırada Usta Poyraz, köyün tepesinden seslendi: “Kiraz, senin eteklerin zil çalıyor!” Kiraz eteğine baktı. Gerçekten de etek ucundaki küçük çanlar, onun sevinçli adımlarını şarkıya dönüştürüyordu. “Etekleri zil çalmak ne demek?” diye sordu çocuklardan biri.

Usta Poyraz aşağıya inerken açıklamış: “Bir insan büyük bir sevinç yaşadığında yerinde duramaz, neşesi davranışlarına yansır. İşte böyle zamanlarda ‘etekleri zil çalıyor’ deriz. Bu söz, gerçekten her eteğin zil taşıdığı anlamına gelmez. Sevinçten kıpır kıpır olmayı anlatır.”

Kiraz, deyimin anlamını öğrenince arkadaşlarına dönüp, “Demek bugün hepimizin etekleri zil çalıyor!” dedi. O anda meydandaki büyük çan birdenbire gürledi. Önce tek bir tok ses duyuldu, ardından çan öyle neşeli çaldı ki dağların ardındaki kuşlar bile kanat çırparak köye yaklaştı.

Herkes şaşkınlıkla çana bakarken Usta Poyraz başını salladı. “Çan, köyün sesini değil, köyün sevincini arıyormuş,” dedi. “Siz yeniden neşelendiğinizde onun hatırlayacağı şey de bulundu.”

O günden sonra Şenova’da her pazartesi küçük bir sevinç şenliği düzenlendi. Kimi komik bir şapka taktı, kimi yeni bir şarkı söyledi, kimi de çanlı bir etek giyip dans etti. Kiraz ise sevincini saklamamayı öğrendi. Ne zaman güzel bir haber alsa adımları hızlanıyor, gözleri parlıyor, etekleri olmasa bile sanki küçük ziller çalıyordu. Köydekiler bunu görünce gülümseyerek, “Kiraz’ın yine etekleri zil çalıyor,” diyordu.

Masalın Sözü

“Etekleri zil çalmak” deyimi, çok sevinmek ve mutluluktan yerinde duramayacak kadar neşelenmek anlamına gelir. Sevinç paylaşıldıkça büyür; bazen bir çanın sesini bile yeniden uyandırabilir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu