Grimm Masalları

Kırkıncı Anahtarın Açtığı Sessiz Kapı

Bir zamanlar, üç tepenin arasına kurulmuş Çınarköy’de kapılar kendi kendine şarkı söylerdi. Sabahları fırının kapısı ince bir ıslık çalar, belediye binasının kapısı tok bir sesle öksürür, yaşlıların evleri ise gıcırtılarıyla birbirini selamlardı. Yalnızca köyün en eski kapısı sessizdi. Bu kapı, kullanılmayan taş konağın arka duvarında durur, üzerinde ne kilit ne de tokmak bulunurdu.

Çınarköy’de, büyükannesiyle yaşayan Pera adında meraklı bir kız vardı. Pera, kırık eşyaları onarmayı ve insanların unuttuğu şeyleri bulmayı severdi. Bir akşam, büyükannesinin sandığının dibinde küçük, bakır bir anahtar buldu. Anahtarın başında kırk çentik vardı. Büyükannesi onu görünce uzun süre sustu.

“Bu, sessiz kapının anahtarı,” dedi sonunda. “Fakat onu kullanabilmek için önce kapının neden sustuğunu anlamalısın. Kırkıncı çentik, yalnızca doğru kişi bir sözünü yerine getirdiğinde parlar.”

Pera ertesi sabah taş konağa gitti. Anahtarı görünmez kilide çevirdiğinde kapı açılmadı; bunun yerine duvardan ince bir ses yükseldi: “Bana ait olmayanı geri getir, söylenmemiş sözü duy, en küçük ışığı koru.” Ardından konağın üç ayrı penceresinde üç görüntü belirdi.

İlk görüntüde, köyün zengin değirmencisi Varo’nun ambarında duran gümüş bir terazi göründü. Terazinin bir kefesinde un, diğerinde ise köylülerin borçları vardı. Pera, Varo’nun yıllar önce komşularından aldığı pirinç ölçüsünü fazladan doldurduğunu fark etti. Değirmencinin yanına gidip durumu anlattı. Varo önce kızdı, sonra eski defterleri açtı. Gerçekten de birçok kişiden hak ettiğinden fazla un almıştı. Utanarak fazlalıkları geri verdi. O anda anahtarın ilk on çentiği parladı.

İkinci görüntüde, ormanın kıyısında yaşayan çömlekçi Suna belirdi. Suna, yıllardır kardeşine söylemediği bir gerçeği taşıyordu: Kardeşinin çocukken yaptığı mavi kupayı yanlışlıkla kendisi kırmış, suçu rüzgâra atmıştı. Pera, Suna’ya gerçeği söylemenin zor olduğunu ama susmanın da kırık kupayı iyileştirmeyeceğini anlattı. Suna kardeşini çağırıp özür diledi. Kardeşi önce şaşırdı, sonra birlikte yeni bir kupa yaptılar. Anahtarın ikinci on çentiği ışıldadı.

Üçüncü görüntüde ise köyün çobanı Toma’nın cebindeki minicik köz göründü. Toma, kış boyunca onu koruyacağına söz verdiği yaşlı orman bekçisinin fenerini unutmuştu. Fenerin ışığı sönmek üzereydi. Pera, Toma’yla birlikte gece ormana çıktı. Kendi atkısını yırtıp köz için sıcak bir kese dikti. Toma da feneri yeniden yakarak bekçiye götürdü. Kalan on çentik parladı.

Anahtar hâlâ kapıyı açmıyordu. Pera, duvarın önünde oturup düşündü. İlk üç görev başkalarının eksiklerini tamamlamıştı, ama kapı ona kendi sözünü hatırlatıyordu. Pera, büyükannesine her pazar ilaçlarını zamanında getireceğine söz vermişti. Oysa maceraya dalınca o gün ilacı almamıştı. Hemen köye koştu, görevini yerine getirdi ve büyükannesinden içtenlikle özür diledi.

O anda anahtarın kırkıncı çentiği altın gibi parladı. Sessiz kapı açıldı. İçeride hazineler değil, köyde söylenen bütün sözlerin saklandığı küçük cam kavanozlar vardı. Dürüst sözler berrak, tutulmayan sözler bulanıktı. Pera, kavanozların bekçisi olan yaşlı bir kadınla karşılaştı. Kadın, “Sözler yalnızca ağızdan çıkmaz; davranışlarla da yazılır,” dedi ve Pera’ya tek bir kavanoz verdi.

Pera kavanozu köye taşıdığında içindeki bulanıklık dağıldı. O günden sonra Çınarköy’de herkes verdiği sözü daha dikkatli düşünmeye başladı. Kapılar yine şarkı söyledi, fakat en güzel ses taş konaktan geliyordu. Çünkü sessiz kapı artık yalnızca iyilikle, doğrulukla ve zamanında yerine getirilen küçük görevlerle açılıyordu.

Pera ise kırk çentikli anahtarı sandığa kaldırmadı. Onu her gün yanında taşıdı; çünkü insanın en büyük anahtarının, başkalarına verdiği sözü unutmamak olduğunu öğrenmişti. Grimm masalları tadındaki bu eski köyde, kapılar uzun yıllar boyunca neşeyle şarkı söylemeye devam etti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu