1 Yaş Masalları ve Hikayeleri Oku

Minik Bulutun Yuvarlak Sabahı

Sabahın erken saatlerinde, Yonca Ovası’nın kenarındaki küçük kulübede Toto adında sevimli bir tavşan yaşardı. Toto’nun kulakları uzun, burnu pembe, gülüşü ise minicikti. Her sabah penceresini açar, güneşin sıcak ışığını yüzünde hissederdi. O gün gökyüzünde bembeyaz, yuvarlak bir bulut gördü. Bulut diğer bulutlar gibi ilerlemiyor, sanki biraz üzgünce bekliyordu.

Toto başını kaldırıp seslendi: “Merhaba, güzel bulut! Neden duruyorsun?” Bulut, incecik bir sesle cevap verdi: “Adım Lumo. Sabah şarkımı bulamıyorum. Şarkım olmayınca gökyüzü de sessiz kalıyor.” Toto bunu duyunca kulaklarını dikti. Minik dinleyiciler için 1 yaş masalları ve hikayeleri oku denildiğinde sevilecek kadar yumuşacık bir sabah başlamıştı.

Toto, Lumo’ya yardım etmeye karar verdi. Önce çimenlerin arasına baktılar. Çimenler “Şıpır şıpır” diye sallandı ama şarkı orada değildi. Sonra sarı papatyalara sordular. Papatyalar başlarını eğip doğrulttu. “Biz yalnızca güneşe gülümseriz,” dediler. Lumo biraz daha küçüldü. Toto onun yanına oturup, “Birlikte ararsak mutlaka buluruz,” diye fısıldadı.

İkili, derenin yanına geldi. Derede yaşayan minik balık Piko, suyun içinden başını çıkardı. Toto durumu anlatınca Piko kuyruğunu salladı. “Lumo’nun şarkısı belki suyun sesine karışmıştır,” dedi. Hep birlikte dinlediler. Dere, “Şırıl şırıl, şırıl şırıl,” diye akıyordu. Bu çok güzel bir sesti ama Lumo’nun şarkısı değildi.

Az ileride, yaşlı söğüt ağacının altında küçük bir zil duruyordu. Zilin adı Çınçın’dı. Çınçın, rüzgâr esince tatlı tatlı ses çıkarırdı. Toto, Piko ve Lumo ona da sordular. Çınçın bir kez çaldı: “Tin!” Sonra ikinci kez çaldı: “Tin!” Fakat aradıkları ezgi yine ortaya çıkmadı.

Lumo’nun beyaz gövdesi artık gri bir gölge gibi görünüyordu. Toto hemen yumuşak bir yaprak buldu ve onu Lumo’nun altına serdi. Piko birkaç damla serin su getirdi. Çınçın da ince sesini duyurdu. Üç arkadaş, bulutun çevresinde sessizce oturdu. Kimse acele etmedi. Çünkü bazen bir ses, ancak herkes sakinleşince duyulurdu.

Derken Toto’nun burnuna çok hafif bir koku geldi. “Mmm, bu ne?” diye sordu. Koku, ovanın öte yanındaki küçük nane bahçesinden geliyordu. Hep birlikte oraya gittiler. Nane yaprakları güneşle parlıyor, rüzgârla usulca sallanıyordu. Yapraklardan biri yere düşmüş, üstünde yuvarlak bir çiy damlası duruyordu.

Toto damlaya dikkatle baktı. Damlacığın içinde gökyüzü, ağaçlar ve Lumo’nun minicik yansıması vardı. Lumo o görüntüyü görünce şaşırdı. “Şarkım dışarıda değilmiş,” dedi. “Ben onu kendimde taşıyormuşum. Onu hatırlamam için yalnız kalmam değil, dostlarımın yanında durmam gerekiyormuş.”

Sonra Lumo yavaşça yükseldi. Önce bir parça, sonra biraz daha yukarı çıktı. Gövdesi yeniden bembeyaz oldu. İçinden yumuşak, yuvarlak bir ses yayıldı: “La la la… Günaydın dünya!” Bu ses dereye değdi, papatyalara ulaştı, söğüt dallarını titretti. Çınçın da ona eşlik etti: “Tin tin!”

Güneş, bulutun arkasından gülümsedi. Lumo bir damla yağmur bıraktı; damla Toto’nun burnuna kondu. Toto kıkırdadı. Piko suya sıçradı. Papatyalar hep birlikte sallandı. Yonca Ovası’nın sessiz sabahı, küçük ve neşeli bir şarkıyla doldu.

O günden sonra Lumo her sabah gökyüzünde yuvarlak bir tur atar, Toto’nun kulübesinin üstünden geçerken “Günaydın!” dermiş. Toto da penceresini açıp el sallarmış. Çünkü herkes bilirmiş ki güzel bir gün, bazen büyük bir şeyle değil, sabırla dinleyen bir dostla başlarmış.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu