Uyku Bahçesindeki Pofuduk Çan

Ay, gökyüzüne yuvarlak bir gülümseme çizmişti. Küçük Lumi, penceresinin önünde oturuyor, dışarıdaki geceyi dinliyordu. Çimenler hışır hışır, yapraklar pışır pışır ses çıkarıyordu. Tam o sırada bahçeden yumuşacık bir tıkırtı geldi.
Lumi terliklerini giydi ve bahçeye çıktı. Çitin yanında, beyaz kulaklı Pofuduk Tavşan oturuyordu. Tavşanın boynunda mavi bir kurdele vardı ama kurdelenin ucundaki küçük çan yoktu.
“Çanım kayboldu,” dedi Pofuduk Tavşan. Sesi üzgün değil, biraz şaşkındı. “Uyku Bahçesi’ndeki çiçekler, çanım çalınca gözlerini kapatır. Çan olmadan ninni başlayamıyor.”
Lumi, tavşanın patisini tuttu. “Birlikte ararsak buluruz,” dedi. Pofuduk Tavşan gülümsedi. İki arkadaş önce büyük papatyanın yanına baktı. Papatyanın yaprakları geceyi beyaz beyaz aydınlatıyordu.
“Çın çın burada mısın?” diye seslendi Lumi.
Papatya hafifçe sallandı. “Burada yalnızca üç küçük çiy damlası var,” dedi. Çiy damlaları güneş gibi parladı. Lumi onları saydı: Bir, iki, üç. Sonra ikisi yollarına devam etti.
Uyku Bahçesi geniş ve sakindi. Ortasında yumuşak yosunlardan bir yol uzanıyordu. Yolun iki yanında lavantalar, menekşeler ve minik yıldız çiçekleri vardı. Yıldız çiçekleri başlarını kaldırıp gökyüzüne bakıyordu.
Lumi bir çiçeğin yanında durdu. Toprağın üstünde ince bir iz gördü. İz, gümüş renkli küçük noktalar gibi parlıyordu. Pofuduk Tavşan burnunu yere yaklaştırdı. Fıs fıs kokladı. İz, kurumuş dere yatağına gidiyordu.
Dere yatağında su yoktu ama yuvarlak taşlar vardı. Taşlardan biri, ay ışığında pırıl pırıl görünüyordu. Lumi taşı kaldırdı. Altında yalnızca kıvrılmış bir yaprak bulundu.
Yaprak, “Hışır hışır, uzaklara bak,” diye fısıldadı. İki arkadaş başlarını kaldırdı. Bahçenin sonunda, yaşlı bir söğüt ağacı vardı. Söğüdün dalları yere kadar sarkıyordu.
Lumi ile Pofuduk Tavşan söğüdün altına gittiler. Dalların arasında yuvarlak, mavi bir ışık parladı. Pofuduk Tavşan heyecanla zıpladı. Fakat ışık çan değil, küçük bir ateş böceğiydi.
Ateş böceği havaya yükseldi. “Çanı arıyorsanız, sesin olmadığı yeri dinleyin,” dedi. Sonra kanatlarını açtı ve bahçenin en sessiz köşesine doğru uçtu.
Lumi ile tavşan onun peşinden ilerledi. Bir süre hiç konuşmadılar. Ne yaprak hışırdadı ne de çiçek sallandı. Sadece ay ışığı, çimenlerin üzerine sessizce uzandı.
Derken Lumi küçük bir ses duydu: Ting.
Sonra bir ses daha geldi: Ting, ting.
Ses, büyük bir yaprağın altından geliyordu. Pofuduk Tavşan yaprağı nazikçe kaldırdı. İşte oradaydı! Küçük mavi çan, yumuşak toprağın üzerinde duruyordu.
“Buldum!” dedi Pofuduk Tavşan. Çanı kurdelesine bağladı ve başını salladı. Çan, çın çın diye neşeyle öttü. Bir anda Uyku Bahçesi’ndeki bütün çiçekler yavaşça kapandı.
Papatyalar beyaz yapraklarını topladı. Lavantalar mis gibi kokularını serin geceye bıraktı. Yıldız çiçekleri, gökyüzündeki yıldızlara benzeyerek sessizce uykuya daldı. Bahçe, sıcacık bir battaniye gibi oldu.
Pofuduk Tavşan, Lumi’ye küçük bir çiy damlası verdi. Çiy damlası, ay ışığını minicik bir ayna gibi yansıtıyordu. “Bu, yardım eden kalplere verilen bahçe armağanıdır,” dedi.
Lumi çiy damlasını avucunda tuttu. Sonra esnedi. Pofuduk Tavşan da esnedi. İkisi birlikte eve doğru yürüdü. Her adımda çan usulca çınladı: Ting, ting, iyi geceler.
O gece Lumi yatağına uzandığında bahçeden gelen ninniyi duydu. Pofuduk Tavşan çanını çalıyor, çiçekler rüyalarında dans ediyordu. Lumi gözlerini kapattı ve gülümsedi.
Sabah olduğunda çiy damlası yoktu. Ama Lumi’nin kalbinde yumuşacık bir sevinç vardı. Çünkü artık biliyordu: Bazen küçücük bir ses, büyük bir dostluğu uyandırır. Bu yüzden aileler, 1 yaş masalları ve hikayeleri oku derken çocuklarına yalnızca bir öykü değil, sevgiyle dolu sakin bir uyku da armağan eder.




