Arkadaşlık Masalları

Rüzgâr Değirmeninin Üçüncü Kanadı

Yamaçların ardında, rengârenk çiçeklerle çevrili küçük bir kasaba vardı. Bu kasabada herkes birbirini tanır, sabahları fırından yükselen ekmek kokusuyla uyanırdı. Kasabanın en yüksek tepesinde ise yıllardır çalışmayan eski bir rüzgâr değirmeni dururdu. Değirmenin dört kanadından yalnızca üçü yerindeydi. Dördüncü kanat, yıllar önce çıkan büyük bir fırtınada kopup gitmişti.

Kasabada yaşayan Lila, ince dallardan oyuncaklar yapmayı çok severdi. Sabırlıydı, ayrıntıları hemen fark ederdi ama karar vermesi gerektiğinde uzun uzun düşünürdü. Badem ise ceplerinden renkli taşlar eksik olmayan, hızlı konuşan ve her işi hemen bitirmek isteyen bir çocuktu. Birlikte oyun oynamayı severlerdi; yine de arada sırada küçük anlaşmazlıklar yaşarlardı.

Bir sabah kasabanın değirmencisi, çocukları yanına çağırdı. O gün un öğütmek için değirmeni çalıştırmayı denemiş, fakat kanatlar dönmeyince bütün kasabanın ekmek hazırlığı yarım kalmıştı. Değirmenci, “Eksik kanat bulunup yerine takılmadan değirmen yeniden dönmeyecek,” dedi. “Kanat, fırtınada kuzey ormanlarına savrulmuş olabilir.”

Lila hemen küçük çantasını hazırladı. Badem de en büyük cebine üç elma, bir ip ve parlak taşlardan bir avuç doldurdu. Ormana doğru yürürlerken Badem, “Önce dereye gidelim, sonra tepeye çıkarız,” dedi. Lila ise ağaçların üzerindeki yosunlara bakarak, “Yosunlar kuzeyi gösteriyor. Bence patikadan ilerlemeliyiz,” diye karşılık verdi.

Bir süre iki ayrı yoldan gitmek için tartıştılar. Sonunda Badem önden koştu, Lila da sessizce onu izledi. Fakat dereye vardıklarında yolun köprüyle birlikte yıkıldığını gördüler. Badem’in hızlı planı işe yaramamıştı. Biraz sonra patikaya döndüklerinde ise yolun büyük çalılarla kapandığını fark ettiler. Lila’nın dikkatli seçimi de tek başına yeterli olmamıştı.

İkisi bir kayanın üzerine oturup düşündü. Badem başını öne eğdi. “Hep kendi bildiğimi yapıyorum,” dedi. Lila gülümsedi. “Ben de düşünmekten harekete geçmeyi unutuyorum. Belki yolu birlikte seçersek daha iyi olur.” Bu söz üzerine haritayı açtılar. Lila yosunların yönünü belirledi, Badem ise çevredeki sağlam dallarla çalıları aralamaya başladı. Böylece dar ama güvenli bir geçit buldular.

Geçidin sonunda, sarmaşıkların altında gümüş renkli bir kanat parçası gördüler. Ancak kanat, derin bir çukurun içine sıkışmıştı. Badem ipi ağaca bağlamak istedi, fakat ip kısa kaldı. Lila, çantasındaki ince dalları birleştirerek uzun bir kanca hazırladı. Badem de kaygan taşları parlak taşlarla işaretleyip güvenli basamaklar oluşturdu. Biri dikkatle uzandı, diğeri yön verdi. Birkaç denemeden sonra kanadı çukurdan çıkardılar.

Dönüş yolunda gökyüzü bulutlandı. Yağmur başlamadan tepeye ulaşmaları gerekiyordu. Badem kanadı sırtına aldı, fakat yokuş dikleşince zorlanmaya başladı. Lila hiç düşünmeden yükün bir ucunu tuttu. Bir süre sonra Lila’nın ayakları çamura saplandı; bu kez Badem onu elinden çekip sağlam yere çıkardı. Her adımda biri yorulunca diğeri cesaret verdi.

Kasabaya vardıklarında değirmenci ve kasabalılar onları sevinçle karşıladı. Kanat hemen yerine takıldı. Rüzgâr hafifçe esince değirmen önce gıcırdadı, sonra yavaşça dönmeye başladı. Üç kanat döndükçe eksik olan kanat da onlara katıldı ve değirmenin sesi bütün vadiye yayıldı.

O günden sonra Lila ile Badem, her işe aynı fikirde başlamasalar da birbirlerini dinlemeden karar vermemeye söz verdiler. Kasabalılar da değirmenin kapısına küçük bir tahta levha astı: “Tek kanat uçurmaz; uyumla dönen kanatlar yolu açar.” Lila ile Badem bu cümleyi her gördüklerinde gülümsedi. Çünkü arkadaşlığın, herkesin aynı olması değil, farklı güçlerin birbirine güvenmesi olduğunu öğrenmişlerdi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu