İncir Dalındaki Beşinci Nota

Yaprakları rüzgârla konuşan eski bir incir ağacının çevresinde, birbirinden çok farklı dört arkadaş yaşardı. Narin, ince sesleri hemen duyan meraklı bir serçeydi. Patiş, ağır yürüdüğü için her yere en son varan ama kimsenin görmediği ayrıntıları fark eden küçük bir kaplumbağaydı. Uluç, güçlü kanatlarıyla gurur duyan genç bir kargaydı. Suna ise renkli iplerden güzel bileklikler ören, sakin bir kır faresi.
Her yıl yazın ilk pazarında köy meydanında Neşe Ezgisi çalınırdı. Çiçek saksıları hafifçe sallanır, çeşmenin suyu ritim tutar, çocuklar el ele dönerek dans ederdi. Ezginin dört notası vardı; biri serçelerin ötüşünden, biri kaplumbağaların sabırlı adımlarından, biri kargaların kanat çırpışından, sonuncusu da kır farelerinin neşeli ıslığından doğardı.
Fakat şenlikten bir gün önce, müzik kutusunun içindeki ezgi ansızın susuverdi. Köyün yaşlı müzisyeni Duru Nine kutuyu defalarca çevirdi, kapağını açıp kapattı, tellerini nazikçe yokladı. Yine de tek bir ses çıkmadı. “Belki de ezginin beşinci notası kaybolmuştur,” dedi. “Onu bulmadan şarkı tamamlanmayacak.”
Dört arkadaş hemen aramaya koyuldu. Narin gökyüzünden baktı, Uluç uzak tepeleri gözledi, Patiş toprağın üzerindeki izleri inceledi, Suna da eski eşyaların arasındaki küçük ipuçlarını topladı. İlk başta herkes kendi yönteminin en doğru olduğunu düşündü. Uluç, “Yükseğe çıkarsam her şeyi görürüm,” dedi. Narin, “Ama duyulmayanı göremezsin,” diye karşılık verdi. Patiş sessizce ilerledi. Suna ise arkadaşlarının sözünü kesmeden dinledi.
Bir süre sonra kuru dere yatağında parlayan gümüş bir düğme buldular. Düğmenin üzerinde kıvrımlı bir nota işareti vardı. Yanında da üç küçük tüy ve incecik bir ip duruyordu. İzler, ormanın içindeki yankılı kayalıklara gidiyordu. Ancak oraya ulaşan yol, yağmurdan sonra çamurla kaplanmıştı. Uluç kolayca uçup karşıya geçti. Narin de dalların arasından süzüldü. Patiş çamurda ilerlemeye çalışırken kabuğu ağırlaştı; Suna ise onu tek başına çekmeye uğraştı ama gücü yetmedi.
Uluç karşı kıyıdan seslendi: “Çabuk olun, izler kayboluyor!” Patiş başını eğdi. Narin, onun yavaşlığını ilk kez bir kusur gibi görmeyi bıraktı. “Bekleyelim,” dedi. “Patiş olmasaydı bu izleri bulamazdık.” Suna iplerini birer birer bağlayarak uzun bir halat yaptı. Uluç halatı kayalığın sağlam bir dalına doladı, Narin de yukarıdan doğru yolu tarif etti. Böylece Patiş güvenle karşıya geçti.
Kayalıkların arasında küçük bir oyuk buldular. İçeride rüzgâr dolaşıyor, gümüş düğmeye dokundukça ince bir tını çıkarıyordu. Fakat nota hâlâ tamamlanmamıştı. Narin kulağını taşa dayadı ve uzaklardan gelen boğuk bir ses duydu. Ses, ormanın kenarındaki eski değirmene gidiyordu. Dört arkadaş, bu kez hiç kimse öne geçmeden yan yana yürüdü.
Değirmende, kırılmış bir tahta çarkın arasına sıkışmış minik bir kuş yavrusu buldular. Yavru korktuğu için cıvıldayamıyor, yalnızca kanatlarını titretimişti. Uluç çarkı kaldırdı, Patiş taşları sabitleyerek yerinden oynamasını önledi, Suna yumuşak ipleriyle yavrunun kanadını sardı. Narin de ona sakin bir ezgi fısıldadı. Bir süre sonra yavru derin bir nefes aldı ve öyle berrak bir sesle öttü ki değirmenin bütün tahtaları titreşti.
O anda gümüş düğme ışıldadı. Kaybolan beşinci nota, bir eşyanın içinde değil, dört arkadaşın birbirine yardım ederken oluşturduğu seste saklıydı. Yavrunun cıvıltısı bu sesi tamamladı. Duru Nine müzik kutusunu yeniden kurduğunda Neşe Ezgisi eskisinden daha güzel çaldı. Meydanda herkes dans etti; fakat en çok alkışlananlar, farklılıklarını yarıştırmak yerine birbirlerini dinlemeyi öğrenen dört arkadaştı.
O günden sonra köyde her şarkıya “beşinci nota” denilen küçük bir bölüm eklendi. Bu bölüm, yalnızca dostlar birlikte hareket ettiğinde duyuluyordu. Narin hızlı duymanın, Uluç yükseği görmenin, Patiş sabırla ilerlemenin, Suna ise herkese yer açmanın değerini biliyordu. Çünkü gerçek arkadaşlık masalları, en parlak kahramanı değil, birbirini tamamlayan kalpleri anlatırdı.



