Güzel Hikayeler

Sedefli Merdivenin Paylaştığı Sabah

Deniz kıyısındaki Çınarlıova’da sabahlar, martı sesleriyle değil, renk renk parlayan taşlarla başlardı. Güneş yükselirken kıyıdaki çakıllar pembe, sarı ve mor ışıklar saçar; kasabanın çocukları bu ışıkları avuçlarında tutmaya çalışırdı. On iki yaşındaki Arın ise ışıkları yakalamak yerine onların nereden geldiğini merak ederdi. Çünkü her sabah, dalgaların arasında kimsenin daha önce görmediği sedefli bir parıltı beliriyordu.

Bir gün Arın, kıyıda yarım daire biçiminde dizilmiş taşların yanında incecik bir basamak buldu. Basamak, deniz kabuklarından yapılmış gibiydi ve üstünde küçük bir yazı vardı: “İyiliğin olduğu yere bir adım daha.” Arın, yazıyı okuyunca çevresine baktı. Kimse yoktu. Basamağa ayağını koyduğu anda suyun üzerinde ikinci bir basamak belirdi. Sonra üçüncüsü… Böylece denizden gökyüzüne doğru uzanan sedefli bir merdiven oluştu.

Merdivenin İlk Sırrı

Arın merdivene çıkmadı. Önce bunun bir oyun mu, yoksa gerçekten paylaşılması gereken bir sır mı olduğunu anlamak istedi. Tam o sırada, kıyının ilerisinde ağlarını toplamaya çalışan balıkçı Nuri Dede’nin iplerinin birbirine dolandığını gördü. Arın hemen koşup düğümleri çözmesine yardım etti. Nuri Dede gülümseyip ona denizden çıkardığı parlak bir düğme verdi.

Arın düğmeyi avucuna alınca merdiven bir basamak daha yükseldi. Demek ki merdiven, yapılan iyiliği görüyordu. Fakat Arın bunu kendisi için bir ödül gibi düşünmedi. Kasabaya dönüp herkese merdivenden söz ettiğinde bazıları inanmadı, bazılarıysa hemen zirveye çıkıp orada saklı bir hazine aramak istedi. Merdiven ise onların ayakları altında parlamadı.

Arın, merdivenin yalnızca başkalarına yardım edenlerin adımıyla yükseldiğini anladı. Ertesi gün fırıncı Suna Teyze’nin un çuvallarını taşıdı. Bir başka gün, kaybolan kuzu yavrusunu çayırlıkta bulup çoban Cem’e götürdü. Kasabanın çocukları da ona katıldı; kırık bir kuş yuvasını onardılar, yalnız yaşayan Zerrin Hanım’ın bahçesini suladılar, okulun önündeki taşları temizlediler. Her güzel davranıştan sonra denizin üstünde yeni bir sedef basamak açıldı.

Gökteki Sessiz Bahçe

Bir hafta sonra merdiven, bulutların arasındaki beyaz bir adaya ulaştı. Arın ve arkadaşları en üst basamağa çıktıklarında karşılarında sessiz bir bahçe buldular. Bahçede ne ağaç ne de çiçek vardı; yalnızca toprağa gömülü yüzlerce soluk tohum duruyordu. Ortada, kanatları gümüş gibi parlayan yaşlı bir turna bekliyordu.

Turna, “Bu bahçe, dünyadaki iyiliklerin hatırasıdır,” dedi. “Fakat insanlar iyiliği yalnızca karşılık beklemeden yaptığında burada çiçek açar. Kasabanızın ışığı azalmaya başladı, çünkü herkes güzel davranışları başkalarının görmesini bekliyor.”

Arın biraz düşündü. “Peki bahçeyi nasıl canlandırabiliriz?” diye sordu.

Turna, “Birbirinize yaptığınız iyilikleri anlatmayın. Onları bir sonraki güzel davranışa dönüştürün,” dedi.

Arın ve çocuklar kasabaya döndüklerinde merdivenin sırrını kimseye övünerek anlatmadılar. Bunun yerine her sabah bir kişiye gizlice yardım ettiler. Birinin kapısına taze ekmek bıraktılar, bahçedeki susuz fideleri suladılar, arkadaşlarının üzüntüsünü sessizce dinlediler. Günler geçtikçe merdivenin basamakları daha parlak oldu.

Bir sabah gökyüzündeki bahçeden rengârenk tohumlar yağdı. Tohumlar Çınarlıova’nın sokaklarına düşüp hemen çiçeklendi. Kasaba, daha önce hiç görülmemiş mavi, turuncu ve gümüş renkli çiçeklerle doldu. İnsanlar bunun sırrını merak etti, ama Arın yalnızca gülümseyerek, “Güzel şeyler paylaşıldıkça çoğalır,” dedi.

O günden sonra denizdeki sedefli merdiven her sabah belirmedi. Yalnızca kasabada unutulmuş bir iyilik olduğunda birkaç basamağı görünürdü. Çocuklar merdiveni aramak yerine birbirlerine dikkat etmeyi öğrendiler. Çünkü gerçek güzel hikayeler, uzaklarda saklanan hazinelerle değil, küçük bir iyiliğin başka bir kalpte açtığı ışıkla yazılırdı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu