Saksağanın Topladığı Sessiz Tohumlar

Geniş yapraklı ormanın kıyısında, sabah güneşini herkesten önce yakalayan siyah beyaz bir saksağan yaşardı. Adı Pırıltı’ydı. Pırıltı’nın en büyük isteği, gökyüzündeki yıldızlar kadar parlak bir yuva kurmaktı. Bu yüzden ormanda bulduğu düğmeleri, renkli taşları, eski kaşıkları ve ışıldayan kurdeleleri gagasıyla taşıyıp yuvasının tavanına dizerdi.
Bir yaz günü yağmurlar gecikince ormanın yanındaki çayır sararmaya başladı. Tavşanlar gölgede suskun oturuyor, kirpiler su bulmak için uzun yollar yürüyordu. Arılar çiçek arıyor, fakat açacak tek bir tomurcuk bile bulamıyordu. Çayırın ortasındaki küçük su birikintisi de her gün biraz daha küçülüyordu.
Çayırda yaşayan kaplumbağa Tonton, hayvanları yaşlı söğüdün altında topladı. Salyangoz Narin, “Köklerin arasında saklı birkaç tohum buldum,” dedi. Tarla faresi Pati ise, “Tohumları ekersek güzel bir bahçe olabilir,” diye ekledi. Fakat herkes aynı soruyu düşünüyordu: Bahçeyi sulayacak su nereden gelecekti?
Pırıltı, yuvasının tavanından sarkan parlak kaşığa baktı. O kaşığı çok seviyordu; ay ışığında gümüş bir yaprak gibi parlıyordu. Sonra susuz kalan arıları, çatlamış toprağı ve başını eğmiş papatyaları gördü. İçinden iki ses yükseldi. Biri, parlak eşyalarını saklamasını söylüyordu. Diğeri ise güzelliğin yalnızca kendisi için tutulduğunda çabucak solacağını fısıldıyordu.
Ertesi sabah Pırıltı, yuvasındaki eşyaları tek tek çıkardı. Renkli düğmeleri çayırın kenarına dizdi. Kurdeleleri uzun otlara bağlayarak rüzgârın yönünü gösteren işaretler yaptı. En sonunda gümüş kaşığı da getirdi. Tonton şaşkınlıkla, “Bunlarla ne yapacağız?” diye sorunca Pırıltı, “Suyu bulmak için ormanın sesini dinleyeceğiz. Parlak eşyalarımız yolu gösterecek, ama yolu birlikte arayacağız,” dedi.
Hayvanlar işe koyuldu. Tonton, toprağın serin olduğu yerleri kabuğuyla yokladı. Pati, köklerin arasına girip küçük tüneller açtı. Narin, nemli taşların üzerinde ilerleyen ince izleri takip etti. Pırıltı ise yüksek dallara uçup kurdelelerin hangi yöne savrulduğuna baktı. Bir süre sonra bütün işaretler, çayırın arkasındaki eğimli tepeyi gösterdi.
Tepenin altında taşlarla kapanmış dar bir oluk buldular. Eskiden yağmur sularını çayıra taşıyan bu oluğun ağzını kuru dallar ve yuvarlanmış çakıllar tıkamıştı. Tonton tek başına taşları oynatamadı. Pati’nin gücü de yetmedi. Bunun üzerine Pırıltı, parlak kaşığı gagasına aldı ve toprağı kazmaya başladı. Kaşık eğilip çizilse de Pırıltı durmadı. Onu güzel yapan şeyin pırıl pırıl görünmesi değil, işe yaraması gerektiğini anlamıştı.
Diğer hayvanlar da ona katıldı. Tavşanlar dalları taşıdı, kirpiler küçük taşları yuvarladı, arılar kuru yaprakları uzaklaştırdı. Akşama doğru oluk açıldı. Gece düşen hafif yağmur, tepeden süzülerek kanala doldu ve sabah çayıra ince, berrak bir dere ulaştı.
Hayvanlar buldukları tohumları dere kıyısına ekti. Pırıltı, son parlak düğmesini toprağa gömmedi; onu bahçenin girişine astı. Böylece güneş vurduğunda düğme ışıldıyor, herkes ortak emeklerini hatırlıyordu. Günler geçtikçe sarı çiçekler, mor otlar ve mis kokulu yabani naneler büyüdü. Arılar geri döndü, tavşanlar gölgede dinlendi, kaplumbağa Tonton da suyun kenarında küçük bir taş köprü yaptı.
Pırıltı’nın yuvası artık eskisi kadar parlak değildi. Fakat çayırın her köşesinde onun seçiminin ışığı vardı. O günden sonra ormandaki hayvanlar, değerli buldukları şeyleri yalnızca saklamak yerine neye fayda sağlayabileceğini düşünmeye başladılar. Pırıltı ise her sabah bahçeye konup yeni açan çiçekleri saydı. Çünkü en güzel hayvan masalları bile, paylaşmayı seçen bir kalbin açtığı küçük bir kapıyla başlardı.




