Grimm Masalları

Üçüncü Pencerenin Altındaki Gümüş Armut

Bir zamanlar, taş çatılı evlerin birbirine yaslandığı küçük bir krallıkta Sera adında meraklı bir kız yaşardı. Sera, yaşlı büyükannesiyle birlikte, ormanın kıyısındaki fırında çalışırdı. Elleri hamur yoğururken gözleri hep uzak tepelerde olurdu; çünkü krallığın en eski çeşmesi üç aydır susmuş, çeşmenin susmasıyla bahçeler solmaya başlamıştı.

Bu çeşmenin suyunun yalnızca taşlardan değil, insanların dileklerinden de beslendiği söylenirdi. Her yıl ilkbaharın gelişinde çeşmenin başına gelenler, içten bir dilek fısıldardı. Fakat bu yıl çeşmenin mermer ağzından tek damla bile akmamıştı. Kral, sarayın kulelerine duyuru astırmıştı: “Çeşmeyi yeniden akıtana, altın bir kese ve sarayda rahat bir yaşam verilecektir.”

Nice akıllı kişi çeşmeyi incelemiş, taşlarını söküp yeniden dizmiş, hatta altına gümüş paralar gömmüştü. Hiçbiri işe yaramamıştı. Sera ise bir sabah, fırının kapısında bekleyen üç yabancı gördü. Birinin paltosu yaprak yeşili, diğerinin ayakkabıları toz pembesi, üçüncüsünün şapkası gece mavisiydi. Yabancılar, Sera’dan sıcak ekmek istediler. Sera, ellerindeki son çöreği üçe bölüp onlara verdi.

Yeşil paltolu yabancı gülümsedi. “Paylaşılan ekmek, saklanan sırları açar,” dedi. Sonra Sera’nın avucuna küçük bir anahtar bıraktı. Pembe ayakkabılı olan, “Dinleyen kulak, görünmeyen yolu bulur,” diyerek bir tüy verdi. Gece mavisi şapkalı ise, “Karşılık beklemeyen el, en ağır kapıyı kaldırır,” deyip gümüş bir ip uzattı. Sera teşekkür etmek için başını kaldırdığında yabancılar ortadan kaybolmuştu.

O gece Sera, sarayın arkasındaki eski çeşmenin önüne gitti. Üçüncü pencerenin altında, duvarın içine gömülmüş minicik bir kilit gördü. Anahtar kilide uydu. Taş duvar açılınca karanlık bir merdiven ortaya çıktı. Sera korkusunu cebine koyup aşağı indi. Merdivenin sonunda, köklerle örülmüş büyük bir oda vardı. Odanın ortasında, kurumuş çeşmenin kalbi gibi duran gümüş bir armut asılıydı.

Armut konuştu: “Beni almak isteyen herkes önce kendini düşünür. Kral altın, tüccarlar ün, saray büyücüleri ise ölümsüzlük istedi. Bu yüzden suyun yolu kapandı. Beni yerimden çıkarabilmek için üç sınavdan geçmelisin.”

İlk sınavda Sera’ya iki sepet gösterildi. Birinde elmaslar, diğerinde kömür vardı. Odanın köşesinde üşüyen küçük bir köstebek titriyordu. Sera elmasları bırakıp kömürü köstebeğin yuvasına taşıdı. Kömürler ısındı ve sepetin içinden parlak bir anahtar çıktı.

İkinci sınavda, duvarlardan yüzlerce ses yükseldi. Her biri Sera’ya farklı bir yol tarif ediyor, onu acele ettiriyordu. Sera gümüş tüyü avucunda tuttu ve sessizce dinledi. Gürültünün altında, incecik bir su sesi duydu. O sesi izleyince üçüncü kapıyı buldu.

Son sınavda karşısına ağır bir taş kapı çıktı. Sera, gümüş ipi kapının halkasına bağladı ve bütün gücüyle çekti. Kapı kıpırdamadı. Tam o sırada köstebek, küçük pençeleriyle ipi destekledi; ardından tavandan düşen kökler ipi sardı. Sera, gücün tek başına değil, yardım kabul edince büyüdüğünü anladı. Üçü birlikte çekince kapı açıldı.

Gümüş armut, çeşmenin taş kalbine yerleşti. Önce tek bir damla, sonra ince bir akarsu yükseldi. Su, sarayın duvarlarından geçip kuruyan bahçelere ulaştı. Kral, Sera’ya altın keseyi uzattığında kız yalnızca bir avuç tohum istedi. Tohumları köstebeğin yuvasının çevresine ve çeşmenin kıyısına ekti.

O günden sonra krallıkta herkes dilek dilemeden önce elindeki nimeti paylaşmayı öğrendi. Sera ise fırının yanına küçük bir bahçe kurdu. Her bahar, gümüş armut biçimli çiçekler açtı. Grimm masalları gibi eski masallarda anlatılan büyük derslerden biri de böylece yeniden hatırlandı: Gerçek büyü, insanın kendisi için sakladığında değil, başkalarına uzattığında ışıldar.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu