Kırmızı Ayın Altında Çiçeklenen Söz

Yapraklıur Krallığı’nda yılda bir kez gökyüzünde kırmızı bir ay belirirdi. Ay göründüğünde saray bahçesindeki Sevgi Çiçeği açar, kokusu bütün ülkeye yayılırdı. Bu çiçeğin açması için kimsenin altın, mücevher ya da gösterişli bir armağan getirmesine gerek yoktu. Çiçek, yalnızca içten söylenmiş güzel bir söz ve karşılık beklemeden yapılmış bir iyilik duyduğunda yapraklarını aralardı.
Krallığın küçük kasabalarından birinde Sare ile Uluç adında iki arkadaş yaşardı. Sare, çevresindeki herkesin sevincini hemen fark eden, neşeli bir çocuktu. Uluç ise sessiz görünür ama birinin yardıma ihtiyacı olduğunda ilk koşan kişiydi. Birbirlerini çok severlerdi; fakat bunu sık sık söylemek yerine, biri diğerinin eksik bıraktığı işi tamamlar, diğeri de arkadaşının yüzünü güldürecek küçük sürprizler hazırlardı.
Kırmızı ayın doğacağı gece yaklaşırken Kraliçe Melis, ülkenin çocuklarına bir duyuru yaptı:
“Bu yıl Sevgi Çiçeği’nin ilk yaprağını açtıracak sözü ve iyiliği bulan kişiye, sarayın dilek çanı emanet edilecek.”
Dilek çanı, çaldığında insanların kalplerindeki güzel dilekleri gökyüzüne taşıyan sihirli bir çandı. Sare de Uluç da çanı kazanmak istedi. Sare, bunun için kraliçeye çok etkileyici bir söz söylemeye karar verdi. Uluç ise saray bahçesini baştan sona düzenleyip herkesin hayran kalacağı bir iyilik yapmayı düşündü.
Ertesi sabah Sare, kasabanın fırıncısına yardım etti. Sıcak ekmekleri yaşlı komşulara taşıdı, sonra fırıncının yorgun ellerine bakıp “Senin yaptığın ekmekler, yalnızca midemizi değil, içimizi de ısıtıyor,” dedi. Fırıncı gülümsedi. Sare, güzel sözünü bulduğunu düşündü.
Uluç ise saray bahçesine gitti. Kurumuş yaprakları topladı, kırılmış çiçek desteklerini onardı ve çeşmenin yanında unutulmuş küçük bir yavru kediyi güvenli bir yere taşıdı. Akşama kadar yoruldu, fakat kimseye yaptıklarını anlatmadı. Sare onu görünce, “Sen kesinlikle dilek çanını kazanacaksın,” dedi.
Uluç başını salladı. “Senin sözün de çok güzeldi. Belki çiçek ikimizi birden seçer.”
Ancak o akşam, Sevgi Çiçeği’nin bulunduğu bahçede beklenmedik bir şey oldu. Şiddetli bir rüzgâr çıktı ve çiçeğin etrafındaki ince gümüş kurdeleleri havaya savurdu. Kurdelelerden biri çiçeğin sapına dolandı. Çiçek büzüldü, yaprakları kapanmaya başladı.
Sare kurdeleyi çekti, ama düğüm daha da sıkılaştı. Uluç, “Dur, onu incitebilirsin,” diyerek dikkatle eğildi. İkisi birlikte çalışmaya başladı. Sare, ay ışığının aydınlattığı düğümü tuttu. Uluç, küçük bir dal parçasıyla kurdelenin altını kaldırdı. Bir süre sonra düğüm çözüldü, fakat çiçek yine de açılmadı.
O sırada Kraliçe Melis bahçeye geldi. “Sevgi Çiçeği sizden bir söz bekliyor,” dedi.
Sare, çiçeğe baktı ve düşündü. Dilek çanını kazanmak için söyleyebileceği parlak sözlerin hiçbiri artık önemli görünmüyordu. Uluç’un bütün gün sessizce yardım ettiğini hatırladı.
“Uluç,” dedi, “sen yanımdayken kendimi daha cesur hissediyorum. Çünkü iyilik yaparken kimsenin görmesine ihtiyaç duymuyorsun. Seni seviyorum; yalnızca neşeli günlerde değil, zorlandığın zamanlarda da yanında olmak istiyorum.”
Uluç’un gözleri parladı. O da Sare’ye dönerek, “Sen de insanların içindeki güzelliği onlara hatırlatıyorsun. Senin gülüşün, en sessiz günleri bile aydınlatıyor. Seni seviyorum ve sevincini paylaşmak kadar üzüntünü dinlemeyi de istiyorum,” dedi.
Bu sözlerin ardından Sevgi Çiçeği titredi. Önce bir yaprağı, sonra ikincisi, ardından bütün çiçek açıldı. Bahçeye yayılan koku, kasabanın sokaklarından dağların ardına kadar ulaştı. Kırmızı ayın ışığı, Sare ile Uluç’un ellerinin üzerine ince bir parlaklık bıraktı.
Kraliçe Melis dilek çanını onlara verdi. “Bu çan tek bir kişiye ait olamaz,” dedi. “Çünkü gerçek sevgi, paylaşınca çoğalır.”
O günden sonra Sare ile Uluç, çanı yalnızca özel günlerde çaldı. Her çaldığında insanlar birbirine teşekkür etti, kırgın olanlar barıştı, yardıma ihtiyacı olanlar yalnız kalmadı. Sevgi Çiçeği ise her yıl biraz daha büyüdü. Yapraklıur halkı, sevginin en güzel sözlerden önce sabırda, ilgide ve birlikte yürümeye gönüllü bir kalpte yaşadığını hiç unutmadı.




