Aras’ın Renk Değiştiren Uçurtması

Şehrin kenarındaki Ihlamur Mahallesi’nde, rüzgârı herkesten önce fark eden Aras adında meraklı bir çocuk yaşardı. Aras’ın odasının penceresinde renk renk kâğıtlar, ince çıtalar ve uzun ipler bulunurdu. Çünkü onun en sevdiği şey uçurtma yapmaktı. Her uçurtmasına farklı bir ad verir, gökyüzünde süzülürken ona küçük sırlar anlatırdı.
Bir cumartesi sabahı Aras, çatının altında daha önce hiç görmediği bir kumaş parçası buldu. Kumaş, güneş vurunca sarı, gölgede kalınca mor, ay ışığında ise gümüş gibi parlıyordu. Üzerinde minicik bir yıldız işareti vardı. Aras bu kumaşı mavi çıtalarla birleştirdi, kuyruğuna da annesinin verdiği kırmızı kurdeleleri bağladı. Uçurtmasına “Pırıltı” adını koydu.
Öğleye doğru tepeye çıktı. Hava öylesine sakindi ki, yapraklar bile kıpırdamıyordu. Aras ipi elinde tutup birkaç adım koştu. Pırıltı önce sendeledi, sonra göğe doğru yükseldi. Tam bulutların altına geldiğinde kumaşı birdenbire yeşile dönüştü. Uçurtmanın ipi Aras’ın elinde hafifçe titredi ve uzaklardan ince bir ışık huzmesi mahalleye uzandı.
Aras ışığın peşinden yürüyünce, apartmanların arasındaki küçük meydanda yaşlı postacı Rıza Bey’i gördü. Rıza Bey, boş bir bankta oturmuş, avucunda eski bir kartpostal tutuyordu. Pırıltı bu kez turuncu renkte parlıyordu.
“Bu renk ne anlatıyor acaba?” diye sordu Aras.
Rıza Bey gülümsedi. “Yıllar önce deniz kıyısında yaşayan kardeşime mektup yazardım. Bir gün ona birlikte balık tutmayı öğretecektim. Sonra mektupları göndermeyi bıraktım. Belki de bugün yeniden yazmalıyım.”
Aras, Rıza Bey’in eve gidip bir kâğıt çıkarmasına yardım etti. Postacı, kardeşine duyduğu özlemi ve paylaşmak istediği güzel anıları yazdı. O sırada uçurtma yeniden renk değiştirdi; bu kez pembe oldu. Işık, meydanın öteki ucundaki küçük dükkâna uzandı.
Dükkânda terzi Necla Hanım vardı. Necla Hanım, yıllardır sandığında sakladığı renkli kumaşlara bakıyordu. Aras’a, “Bunları çocuklar için kuklalar yapmak üzere almıştım,” dedi. “Fakat bir türlü başlayamadım.” Aras hemen makasları getirdi. Birlikte kumaşlardan gülen yüzlü kuklalar yaptılar. Necla Hanım, ertesi gün mahallede ücretsiz bir kukla gösterisi düzenlemeye karar verdi.
Pırıltı bu kez laciverde dönüştü ve ışığı boş bir arsanın yanına düştü. Orada kardeş olan Deniz ile Ekin, kırık bir bankın yanında tartışıyordu. İkisi de arsanın kimin oyun alanı olacağı konusunda ısrar ediyordu. Aras uçurtmanın ipini biraz gevşetip onları dinledi. Deniz top oynamak, Ekin ise çiçek yetiştirmek istiyordu.
“İsterseniz alanı ikiye ayırmak yerine birlikte tasarlayabilirsiniz,” dedi Aras. “Bir köşede çiçekler, diğer köşede oyunlar olsun. Ortaya da dinlenmek için bir bank koyalım.”
Çocuklar önce sessiz kaldı, sonra aynı anda gülümsedi. Mahalleli de yardım edince arsa kısa sürede değişti. Rıza Bey bankı onardı, Necla Hanım renkli kumaşlardan bayraklar dikti, Aras da Pırıltı’nın kuyruğundan kalan kurdelelerle küçük bir giriş süsü hazırladı.
Akşam olduğunda meydan neşeli seslerle doldu. Kuklalar oynadı, yeni dikilen çiçekler sulandı, Rıza Bey mektubunu postaya vermek için yola çıktı. Pırıltı gökyüzünde bütün renkleri birden taşıyordu. Aras, uçurtmanın aslında insanların sakladığı dilekleri değil, paylaşılmayı bekleyen iyilikleri gösterdiğini anladı.
O günden sonra mahallede biri güzel bir düşünceyi içinde tutup üzülürse, herkes ona yardım etmeye çalıştı. Aras ise çocuklara kısa çocuk masalları oku dendiğinde, Pırıltı’nın renklerini anlattı. Çünkü bazı masallar, gökyüzünde değil, el ele veren insanların arasında uçardı.




