Değerler Eğitimi Hikayeleri

Kırık Çanın Yanındaki Cesur Tohum

Yamaçların arasında kurulmuş Gökpınar köyünde, her sabah güneş doğarken büyük bir çan çalardı. Çanın sesi, fırıncının ekmeklerini çıkardığını, çocukların okula gitme vaktinin geldiğini ve yaşlıların meydandaki çeşmeye uğrayabileceğini haber verirdi. Köylüler bu sesi o kadar severdi ki ona yalnızca çan demez, köyün neşeli kalbi derlerdi.

Bir pazartesi sabahı çan sustu. Güneş yükseldi, kuşlar öttü, fakat meydanda alışılmış o tatlı ses duyulmadı. Köyün çocuklarından Lalin, elindeki küçük sepeti bırakıp çan kulesine koştu. Arkadaşları Sarp, Ekin ve Boncuk da onun peşinden geldi.

Çanın ipi yerindeydi ama kulenin ahşap basamağının yanında küçük, parlak bir tohum duruyordu. Tohumun üstünde gümüş renkli bir çizgi vardı. Lalin onu almak için eğildiğinde taşların arasında çatlamış bir çan tokmağı gördü. Tokmağın sapı kırılmıştı.

O sırada kule bekçisi Bay Numan merdivenlerden çıktı. Çocuklara bakıp iç çekti. “Tokmağı dün akşam kontrol ederken elimden düşürdüm,” dedi. “Kimseye söylemeye utandım. Onarırım diye düşündüm ama sabaha kadar yetiştiremedim.”

Sarp, “Bunu hemen köylülere anlatmalıyız,” dedi. Bay Numan başını öne eğdi. “Ya herkes bana kızarsa?” diye sordu. Lalin, yerdeki tohumu avucuna alıp gülümsedi. “Bir sorun saklanınca küçülmez. Doğruyu söylersek birlikte çözüm bulabiliriz.”

Bay Numan meydanda köylülerin karşısına geçip olanları anlattı. Bir an sessizlik oldu. Sonra demirci Usta Veli, “Kırılan şey onarılır, yeter ki gerçek gizlenmesin,” dedi. Terzi Münevver sağlam bir kumaş getirdi, marangoz Rauf yeni bir sap hazırlamayı üstlendi. Çocuklar da kuleyi temizlemek için kollarını sıvadı.

Ne var ki tokmağın içine sıkışan küçük demir parça bir türlü çıkmadı. Usta Veli defalarca denedi, fakat acele ettikçe parça daha da derine kaydı. Ekin, “Belki biraz beklemeli ve daha dikkatli düşünmeliyiz,” dedi. Herkes dinlenirken Lalin, köyün yaşlılarından Nergis Nine’nin anlattığı bir sözü hatırladı: “Bazı düğümler güçle değil, sabırla çözülür.”

Çocuklar tokmağı güneş gören bir taşın üzerine bıraktı. Bir süre sonra demir ısındı ve içindeki parça hafifçe gevşedi. Usta Veli bu kez yavaşça çekti; parça kolayca çıktı. Rauf sapı taktı, Münevver kumaşla bağlantıyı sağlamlaştırdı. Herkes, kendi küçük yardımının bütünü nasıl tamamladığını görünce sevindi.

Bay Numan tokmağı yerine asarken avucunda duran gümüş çizgili tohumu fark etti. Tohumdan ince bir ışık yükseldi ve kulenin duvarında küçük bir yazı belirdi: “Doğruluk, sabır ve el ele vermek, susan sesleri yeniden uyandırır.”

Çan yeniden çaldığında sesi eskisinden daha berrak çıktı. Köylüler meydanda toplandı. Bay Numan özür diledi, köylüler de onu affetti. Lalin tohumu, kule yanındaki boş toprağa dikti. Günler sonra orada çan biçimli mavi çiçekler açtı.

O günden sonra Gökpınar’da biri bir hata yaptığında onu saklamak yerine dürüstçe anlatırdı. Çünkü herkes öğrenmişti: Yardım istemek utanılacak bir şey değildi; sabırla dinlemek, sorumluluk almak ve birbirine destek olmak, en sessiz günü bile umut dolu bir sabaha çevirebilirdi.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu