Fantastik Masallar

Göğün Altındaki Tersine Akan Merdiven

Uzak ülkelerin birinde, bulutların yere değdiği, taşların da geceleri usulca parladığı Ardıçsız Vadi adında bir yer vardı. Bu vadide yaşayanlar, sabahları gökyüzünden inen mavi ışıkla tarlalarını aydınlatırdı. Işığın kaynağı ise köy meydanındaki eski bir kuyuya bağlıydı. Kuyunun içinde, yukarı doğru uzanan ve basamakları göğe karışan olağanüstü bir merdiven bulunurdu.

Köylüler bu merdivene Tersine Akan Merdiven derdi. Çünkü herkes onun göğe çıktığını sanırdı, fakat merdivene adım atan kişi bir süre sonra kendini yeniden kuyunun başında bulurdu. Yıllar boyunca pek çok kişi sırrını çözmeye çalışmış, ama hiçbiri üçüncü basamağın ötesine geçememişti.

On iki yaşındaki Mira, meydandaki saat kulesinin bakımına yardım eden meraklı bir çocuktu. Bir sabah, kuyunun taş kapağından ince bir tıkırtı geldiğini duydu. Eğilip baktığında, karanlığın içinde gümüş renkli minicik bir kaplumbağa gördü. Kaplumbağanın kabuğunda, birbirine bağlanan yıldız şekilleri vardı.

Kaplumbağa başını uzatıp fısıltıya benzeyen bir ses çıkardı. Mira onu avuçlarına aldığında kabuğun üzerindeki yıldızlar parladı ve kuyunun içindeki merdiven bir anda uzamaya başladı. Üçüncü basamak, dördüncüye; dördüncü basamak da beşinciye dönüştü.

Gizli Kural

Mira, kaplumbağanın peşinden ilk basamağa çıktı. Her basamakta vadinin başka bir sesi duyuluyordu: değirmenin dönüşü, çiçeklerin açılırken çıkardığı çıtırtı, uzaktaki keçilerin neşeli çanları… Fakat altıncı basamakta merdiven durdu. Önünde, havada asılı duran saydam bir kapı belirdi.

Kapının üzerinde şu cümle yazılıydı: Buradan yalnızca yanında kendinden fazla bir şey taşıyanlar geçebilir.

Mira cebini yokladı. İçinde bir düğme, küçük bir ip yumağı ve öğle yemeği için sakladığı yuvarlak çörek vardı. Önce bunları düşündü, sonra kaplumbağaya baktı. Minik hayvan sabahtan beri hiçbir şey yememişti. Mira çöreğini ikiye bölüp yarısını ona uzattı.

Saydam kapı sessizce açıldı. Mira gülümsedi; demek ki kural, insanın en değerli şeyini paylaşmasıyla ilgiliydi. Birkaç basamak daha çıktı. Bu kez önüne üç yol ayrıldı. Birinde renkli taşlar, diğerinde altın tüyler, sonuncusunda ise boş bir sepet duruyordu.

Kaplumbağa boş sepetin yanına ilerledi. Mira şaşırdı ama onu izledi. Sepete elini sokunca vadiden yükselen mavi ışığın küçük parçalarını hissetti. Işıklar, köylülerin birbirine söylemediği güzel sözlerdi. Bir çocuğun ninesine teşekkür etmesi, bir fırıncının komşusuna ekmek bırakması, bir çobanın kayıp kuzuyu sahibine götürmesi… Bu sözler duyulmadıkça ışıklar göğe ulaşamıyordu.

Bulutların Üstünde

Mira sepeti iki eliyle kaldırdı. Kaplumbağa kabuğundaki yıldızları titretti ve ışık parçaları birer birer yukarı yükseldi. Her ışık, ait olduğu kişinin kulağına ulaştı. Vadinin her yerinde insanlar birdenbire kalplerinde sıcak bir sevinç hissetti.

O anda merdiven hızla uzadı. Mira kendini yumuşacık bulutların üzerinde buldu. Orada, göğün ortasında dev bir çan asılıydı. Çanın ipi kopmuş, sesi de vadiden uzaklaşmıştı. Kaplumbağa, çanın altındaki boş yere işaret etti. Mira elindeki ip yumağını çıkardı ve düğüm düğüm örerek yeni bir ip yaptı. İp kısa kaldı, fakat Mira kendi kurdelesini de ona bağladı. Böylece çanın ipi tamamlandı.

Çan çaldığında ses, yağmur gibi bütün vadiye yayıldı. Kuyudaki mavi ışık yeniden parladı; tarlalar, evler ve yollar aydınlandı. Merdiven ise yavaşça kısalıp kuyunun içine yerleşti.

Mira köy meydanına döndüğünde herkes onun çevresinde toplandı. O günden sonra köylüler güzel sözlerini içlerinde saklamadı. Paylaştıkları her iyilik, kuyudan göğe yükselen yeni bir ışığa dönüştü. Gümüş kaplumbağa da meydandaki çeşmenin yanında yaşamaya başladı. Mira ne zaman onu görse, en uzun yolun bazen yukarı çıkmakla değil, elindekini başkasıyla paylaşmakla başladığını hatırladı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu