Grimm Masalları

Keten Kemerin Sakladığı Gümüş Tüy

Çam ormanlarının ardında, sabahları sisle örtülen küçük bir köy vardı. Bu köyde Nilda adında, gözleri kadar meraklı bir değirmenci kızı yaşardı. Nilda’nın babası Arven, herkesin buğdayını öğütür, karşılığında bazen un, bazen de bir sepet elma alırdı. Fakat değirmenin çarkı geçen kış kırılmış, köyün zengin tüccarı Vargan da onlara yardım etmek yerine ağır bir borç yüklemişti.

Bir akşam Vargan, elinde mühürlü bir kâğıtla değirmene geldi. “Üç gün içinde borcunuzu ödemezseniz değirmen benim olacak,” dedi. Arven başını öne eğdi. Nilda ise babasının yüzündeki yorgunluğu görünce sessizce dışarı çıktı. Ay ışığı, değirmenin arkasındaki kuru otların üzerine solgun bir yol çiziyordu.

Ertesi sabah Nilda, ormana odun toplamaya gitti. Kökleri birbirine dolanmış yaşlı bir kayının altında, toprakla kaplı bir keten kemer buldu. Kemerin tokası sade görünüyordu, fakat Nilda onu eline alınca tokadan ince bir tıkırtı geldi. Kemerin iç dikişinde saklı küçük bir cep vardı. Cepte, gümüş gibi parlayan tek bir tüy duruyordu.

Nilda tüyü avucuna alır almaz ağaçların arasından yumuşak bir ses yükseldi: “Beni sahibime götürürsen, üç dileğin değil, üç doğru seçimin olacak.” Nilda şaşırdı ama korkmadı. Sesin geldiği yöne baktığında, yosun kaplı bir taşın üstünde gri kanatlı bir karga gördü. Karganın bir kanadı eğriydi.

“Bu tüy senin mi?” diye sordu Nilda.

“Değil,” dedi karga. “Tüy, yalnızca onu hak edene yardım eder. Benim adım Sivridiş. Ormanın ötesindeki eski kalede yaşayan Leydi Orsela’nın kuşuydum. Leydi, kendisine ait olmayan bir aynayı sakladığı için kalenin kapıları üç yıldır açılmıyor. Tüy, o aynanın gerçek sahibini bulacak kişiyi bekliyor.”

Nilda, babasının borcunu düşündü. Belki aynayı bulur, karşılığında ödül alır ve değirmeni kurtarabilirdi. Sivridiş’in peşine düşerek ormanın içinden ilerledi. Önlerine iki yol çıktı. Biri çiçeklerle süslü, aydınlık bir patikaydı. Diğeri dikenli çalılarla kapanmış, dar ve çamurlu bir yoldu.

“Güzel yol kolayca saraya götürür,” dedi karga. “Fakat gümüş tüy yalnızca doğru seçimi parlatır.”

Nilda dikenli yolu seçti. Yolda, ağlarını örmekte zorlanan yaşlı bir örümceğe rastladı. Örümceğin ipliği kopmuştu. Nilda kendi eteğinden ince bir parça kesip ipliği bağladı. Örümcek teşekkür ederek ona, “Kalede kapısı görünmeyen bir oda var. Duvarlardaki taşlardan yalnızca biri soğuk değildir,” dedi.

Bir süre sonra Nilda ve Sivridiş, kuleleri bulutlara değen kaleye ulaştı. Büyük kapı gerçekten kapalıydı. Nilda, avucundaki tüyü tokaya yaklaştırınca tüy mavi bir ışık saçtı ve kapının önünde üç taş belirdi. Birincisi altın, ikincisi yakut, üçüncüsü ise sıradan bir tuğlaydı.

“En değerli görüneni seç,” diye fısıldadı görünmez bir ses.

Nilda başını salladı. “Değer, parlamakla ölçülmez,” dedi ve tuğlaya dokundu. Kapı sessizce açıldı.

İçeride Leydi Orsela, uzun bir salonda bekliyordu. Üzerinde eski bir kadife elbise vardı, fakat yüzünde ne kibir ne de öfke kalmıştı. “Aynayı yıllar önce gezgin bir marangozdan aldım,” dedi. “O aynada herkesin gerçek yüzü görünüyordu. Kendimi olduğumdan daha güzel gösterdiği için onu sakladım. Marangozun kim olduğunu bulamadım ve kalenin büyüsü üzerime kapandı.”

Nilda, örümceğin sözlerini hatırladı. Duvarları yokladı. Sonunda diğer taşlardan daha ılık bir taşa elini koydu. Taş içeri doğru çekildi ve küçük odada, çatlamış çerçeveli bir ayna ortaya çıktı. Aynanın yanında da eski bir isim yazılıydı: “Usta Belor.”

Sivridiş kanatlarını çırptı. “Belor, köyünüzün yıllar önce taşınan marangozuydu. Onun torunu hâlâ değirmenin yakınındaki evde yaşar.”

Leydi Orsela aynayı sahibinin ailesine geri vermeye karar verdi. Bu dürüst davranışla kalenin bütün pencereleri açıldı. Leydi, Nilda’ya altın vermek istedi; Nilda ise yalnızca değirmenin çarkını onaracak kadar kereste ve demir istedi. Bunun üzerine Leydi daha büyük bir iyilik yaptı: Kaleye bağlı orman ustalarını çağırıp değirmeni ücretsiz onarttı.

Vargan, üç gün sonra değirmene geldiğinde çark dönüyor, un kokusu avluya yayılıyordu. Arven borcunu ödemek için hazırladığı parayı uzattı. Nilda ise kemerdeki gümüş tüyü göstererek, “Bize yardım eden şey tüy değil, doğru seçimlerdi,” dedi. Vargan bunu duyunca utandı ve borcun kalanını sildi.

O günden sonra Nilda, köyde yardıma ihtiyacı olan herkesi dinledi. Sivridiş ise değirmenin çatısında yaşamaya başladı. Gümüş tüy zamanla sıradan bir kuş tüyüne dönüştü, fakat keten kemer her bahar yeniden parladı. Çünkü gerçek sihir, insanın eline geçen fırsatı yalnız kendisi için değil, başkaları için de kullanmayı seçtiği anda doğardı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu