Değerler Eğitimi Hikayeleri

Mühürlü Rüzgârın Emaneti

Uzak tepelerin ardında, sabahları çiçek kokusuyla uyanan Küçükçınar kasabası vardı. Bu kasabada Ekinay adında meraklı, neşeli ve dikkatli bir çocuk yaşardı. Ekinay, her gün büyükannesinin dükkânına yardım eder; kavanozları dizer, gelenlere güler yüzle su ikram ederdi. Büyükannesi ona sık sık, “Bir iyilik bazen sessizce yapılır ama yankısı çok uzaklara ulaşır,” derdi.

Bir öğleden sonra Ekinay, kasabanın meydanındaki taş çeşmenin yanında parıldayan bir şey gördü. Eğilip baktığında, avuç içi kadar küçük, gümüş renkli bir çan buldu. Çanın üzerinde yaprak biçiminde bir mühür vardı. Ekinay onu hafifçe sallayınca hiç ses çıkmadı. Tam o sırada gökyüzünden serin bir rüzgâr indi ve çanın çevresinde dönerek incecik bir yaprağı yere bıraktı.

Yaprağın üzerinde altın renkli harflerle şu cümle yazıyordu: “Beni bulana değil, beni bekleyene götür.”

Ekinay önce ne yapacağını bilemedi. Çanı evine götürüp saklamak kolaydı. Üstelik gümüş çan, güneş vurdukça öyle güzel parlıyordu ki insanın onu cebinde tutası geliyordu. Fakat bunun bir emanet olduğunu düşündü. Sahibi onu arıyor olabilirdi. Ekinay, çanı büyükannesine gösterdi.

Büyükannesi çanı dikkatle inceledi ve “Emanet, sahibine ulaşana kadar insanın kalbinde küçük bir sorumluluk taşır. Acele etmeden, doğru kişiyi bulmalısın,” dedi.

Ekinay, kasabadaki herkese sormaya başladı. Marangoz Rıza Usta çanı hiç görmediğini söyledi. Fırıncı Lale, belki de yakındaki değirmencinin olabileceğini düşündü. Değirmenci ise çanın sesini duymadığını anlattı. Ekinay bütün gün dolaştı, fakat kimse çanın sahibini bilmiyordu.

Akşamüstü, yorulup çeşmenin başına döndüğünde meydanda üç çocuk gördü. Çocuklar çanı fark etmiş, onu kimin alacağı konusunda tartışıyordu. Biri, “Ben bulsaydım eve götürürdüm,” dedi. Diğeri, “Parlak olduğu için satabilirdik,” diye ekledi. Üçüncü çocuk ise sessizce yere bakıyordu.

Ekinay çanı hemen saklamadı. Çocuklara, “Bu bir emanet olabilir. Sahibine ulaşmadan karar vermek doğru olmaz. İsterseniz birlikte arayalım,” dedi. İlk iki çocuk isteksizce başlarını salladı. Sessiz duran çocuk ise elini kaldırıp “Ben bu sabah tepelerin üzerinde büyük, beyaz bir kuş gördüm. Boynunda buna benzeyen bir kurdele vardı,” dedi.

Ertesi sabah dört çocuk, kasabanın dışındaki çayırlığa doğru yola çıktı. Yol boyunca Ekinay, yanındaki ekmekleri arkadaşlarıyla paylaştı. Bir süre sonra yiyecekler azaldı. Çocuklardan biri kendi payını saklamak istedi ama Ekinay, “Hepimiz biraz dikkat edersek herkese yeter,” dedi. Gerçekten de ekmekleri eşit bölünce kimse aç kalmadı.

Çayırlığın sonunda eski bir taş köprüye vardılar. Köprünün altında, kanadı incinmiş büyük beyaz bir kuş duruyordu. Boynundaki kurdele kopmuş, çanın asıldığı boş halka ise hâlâ yerinde kalmıştı. Kuş, çocukları görünce başını kaldırdı. Ekinay hemen yaklaşmadı; önce sessizce bekledi. Kuş ürkmediğinde çanı kurdeleye bağladı.

Çan bu kez yumuşacık bir ses çıkardı. Ses, köprünün taşlarına, otların arasına ve uzak tepelere yayıldı. Beyaz kuş kanadını hafifçe çırptı. Sanki çocuklara teşekkür ediyordu. Çocuklar, kuşun yarasını temizlemek için kasabaya döndüler ve herkesin yardımıyla güvenli bir yuva hazırladılar.

Günler geçtikçe kuş güçlendi. Bir sabah gökyüzüne yükseldiğinde çanı güneş gibi parladı. O günden sonra ne zaman uzaktan ince bir çan sesi duyulsa Küçükçınar halkı bir iyiliği hatırladı: Bulunan bir şeyi sahiplenmeden önce sahibini aramayı, paylaşmayı ve sorumlulukla davranmayı.

Ekinay ise gümüş çanı hiç kendisininmiş gibi görmedi. Çünkü bazı güzellikler, elinde tutunca değil, doğru yere ulaştırınca gerçek anlamına kavuşurdu. Bu yüzden kasabada çocuklara anlatılan değerler eğitimi hikâyeleri arasında en sevilen masal, Mühürlü Rüzgârın Emaneti oldu.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu