Ayva Ağacının Altındaki Sihirli Harfler

Çınaraltı Köyü’nde herkesin sevdiği yaşlı bir ayva ağacı vardı. Ağacın dalları ilkbaharda sarı çiçeklerle dolar, sonbaharda ise kokulu meyveler verirdi. Fakat bir sabah köylüler uyandığında tuhaf bir şey oldu: Köydeki neşeli kelimeler kaybolmuştu.
Fırıncı, müşterilerine gülümsemek istedi ama “hoş geldin” diyemedi. Çocuklar oyun oynarken “haydi” sözcüğünü hatırlayamadı. Hatta köyün girişindeki tahta tabelada yalnızca boş çizgiler kalmıştı. Herkes birbirine bakıyor, söylemek istediklerini el kol hareketleriyle anlatmaya çalışıyordu.
On yaşındaki Sera, bu sessizliğe çok üzüldü. En yakın arkadaşı Numo ile birlikte ayva ağacının altına oturdu. Numo, ceplerinde meşe palamudu taşıyan meraklı bir kirpiydi. Sera, ağacın köklerinin arasında parlayan küçük bir şey fark etti. Eğilip toprağı araladığında avuç içi kadar, gümüş renkli bir kutu buldu.
Kutunun kapağında şu yazıyordu: “Doğru sözcüğü bulana, kaybolan neşeyi geri verir.”
Sera kapağı açınca içinden yedi ışıklı harf havaya yükseldi. Harfler bir süre döndükten sonra ağacın gövdesine yerleşti. Gövdede küçük bir kapı belirdi. Kapının üzerinde üç boş yuva vardı.
“Belki kaybolan kelimeler içeridedir,” dedi Sera.
Kapı, yumuşak bir sesle cevap verdi: “Beni açacak kişi, en çok ihtiyaç duyduğu üç sözcüğü seçmeli.”
Sera hemen “oyun”, “şeker” ve “uyku” demek istedi. Numo ise karnını ovuşturup “yemek” sözcüğünü önerdi. Ancak kapı açılmadı. Çünkü bu sözcükler güzel olsa da köyün sessizliğini iyileştirecek sözcükler değildi.
Sera köye geri döndü ve gün boyunca insanları gözlemledi. Fırıncı yaşlı komşusunun ağır sepetini taşıdı. Çömlekçi, kırılan bir testiyi onarmayı denedi. Küçük çocuklar, konuşamasalar bile birbirlerinin oyunlarına katılmak için ellerini uzattı. Sera o zaman önemli bir şeyi fark etti: Herkes güzel davranıyor, fakat bunu anlatacak sözcükleri bulamıyordu.
Akşam ayva ağacına döndüğünde kutunun kapağında yeni bir cümle belirdi: “İyiliği görünür yapan sözcükleri hatırla.”
Sera ilk yuvaya “teşekkür ederim” yazdı. İkinci yuvaya “lütfen” sözcüğünü yerleştirdi. Üçüncü yuvanın önünde uzun süre düşündü. Köyde herkes birbirine yardım etmişti ama kimse yaptığı iyilik için karşılık beklememişti. Sera gülümsedi ve son yuvaya “paylaşmak” yazdı.
Harfler birdenbire altın ışıkla parladı. Ağaçtan yüzlerce minicik kâğıt kuş uçtu. Her kuşun kanadında kaybolan bir kelime vardı. Kuşlar köyün üzerine dağıldı; fırının bacasına, okulun penceresine, çeşmenin taşına ve evlerin kapılarına kondu.
O anda sözcükler geri döndü. Fırıncı yüksek sesle “Hoş geldin!” diye bağırdı. Çocuklar sevinçle “Haydi oynayalım!” dedi. Yaşlı komşu, sepetini taşıyan çömlekçiye teşekkür etti. Köy meydanı bir anda kahkahalarla doldu.
Kapı yeniden açıldı ve içinden küçük, mavi bir tohum çıktı. Sera tohumu ayva ağacının yanına dikti. Numo toprağı patileriyle bastırdı. Birkaç dakika sonra topraktan ince bir filiz yükseldi. Filizin ucunda, daha önce hiç görülmemiş yıldız biçimli bir yaprak vardı.
Kapının sesi son kez duyuldu: “Sihir, sözcüklerin içinde değil; onları içtenlikle kullanandadır.”
O günden sonra Çınaraltı Köyü’nde herkes güzel sözleri daha sık söylemeye başladı. Sera ise ayva ağacının yanına küçük bir tahta levha astı. Levhada üç kelime yazıyordu: Teşekkür ederim, lütfen, paylaşmak. Bu üç kelime söylendikçe yıldız biçimli yapraklar çoğalıyor, köyün her sabahı biraz daha aydınlık başlıyordu.
Sera, sihirli kutuyu yeniden köklerin arasına bıraktı. Belki bir gün başka bir çocuk onu bulacaktı. O çocuk da anlayacaktı ki dünyadaki en güçlü büyü, iyiliği dile getirmek ve onu başkalarıyla paylaşmaktır.



