Vites Vadisinde Kaybolan Neşe

Gökkuşağı Tepeleri’nin ardında, yolların sabahları şarkı söylediği Vites Vadisi vardı. Bu vadide arabalar yalnızca gidip gelmez, birbirlerine selam verir, yol kenarındaki çiçekleri sulamak için küçük su depolarını kullanır ve her akşam meydanda farlarını yıldızlar gibi yakardı. Vadinin en neşeli arabası ise gövdesi gökyüzü mavisi olan Maviş’ti.
Maviş’in en sevdiği şey, lastiklerinin altında kıvrılan yolları keşfetmekti. Fakat bir sabah vadide tuhaf bir sessizlik başladı. Kornalar neşeli ezgiler çalmıyor, köprüdeki tahta tabelalar gıcırdamıyor, rüzgâr bile çam ağaçlarının arasından fısıldamıyordu. Arabalar birbirine bakıyor, kimse bu değişikliğin nedenini anlayamıyordu.
O sırada Meydan Ustası Badem, eski garajın kapısından çıkıp Maviş’in yanına geldi. Badem’in rengi bal sarısıydı ve kapısında küçük bir anahtar resmi bulunurdu.
“Vadinin neşe sesi kaybolmuş,” dedi. “Onu bulamazsak yollarımız birbirini duyamayacak. Herkes kendi yönüne giderken dostlarını unutabilir.”
Maviş hemen farlarını parlatıp yola koyuldu. Yanına yalnızca minik bir battaniye, bir kavanoz su ve paylaşmak için üç elma aldı. İlk durağı, tepelerin arasındaki Çınaraltı Kavşağı’ydı. Orada üç yol birleşiyor, ortalarında da yaşlı bir yön levhası duruyordu.
Levha, rüzgârla hafifçe sallanarak şöyle dedi: “Neşe, tek başına aranınca saklanır; birlikte aranırsa iz bırakır.”
Maviş bu sözleri düşünürken yolun kenarında sıkışmış küçük bir taşıma arabası gördü. Adı Pırpır’dı. Tekerleklerinden biri yumuşak toprağa gömülmüştü. Maviş, Pırpır’ı çekip çıkarmaya çalıştı ama tek başına başaramadı. Bunun üzerine ikisi birlikte yakındaki yokuşa kadar ilerledi. Yolda onları kasalı yeşil kamyonet Tonton, yuvarlak farlı servis aracı Lale ve hızlı gitmek yerine dikkatli ilerlemeyi seven Minik Düdük karşıladı.
Herkes el ele, daha doğrusu tampon tampona verince Pırpır kısa sürede kurtuldu. Pırpır sevinçle kornasına bastı. Kornasından yalnızca küçücük bir “bip” sesi çıktı, fakat bu ses vadide yankılanarak gümüş renkli bir kıvılcıma dönüştü. Kıvılcım havada süzüldü ve uzaktaki Sessiz Tünel’e doğru uçtu.
Sessiz Tünel’in Sırrı
Maviş ve yeni arkadaşları kıvılcımın peşinden tünele girdi. Tünelin duvarlarında, eskiden vadide yapılan iyiliklerin resimleri vardı: Bir arabanın yağmur altında yayalara yol vermesi, başka birinin yorulan bir bisiklete su taşıması, bir diğerinin gece yolunu kaybeden bir gezgine farlarıyla yön göstermesi…
Tünelin sonunda büyük, yuvarlak bir kapı belirdi. Kapının üzerinde şu cümle yazıyordu: “Beni açmak için en parlak far değil, en sıcak kalp gerekir.”
Arabalar önce motorlarını çalıştırıp kapıyı itmeye uğraştı. Kapı yerinden kıpırdamadı. Sonra Maviş, yanında taşıdığı üç elmayı çıkardı. Birini Pırpır’a, birini Tonton’a verdi; sonuncusunu da tünelin köşesinde sessizce duran küçük bir oyuncak arabayla paylaştı. Oyuncak araba, uzun zamandır kimsenin onu fark etmediğini söyledi.
O anda kapı yumuşak bir ışıkla açıldı. İçeride, camdan yapılmış bir çan asılıydı. Çanın içinde vadinin kayıp neşe sesi saklanıyordu. Fakat çan çok yüksekteydi. Tonton kasasını yükseltti, Lale dikkatlice yanına yanaştı, Minik Düdük de yere düşen taşları temizledi. Maviş en üste çıkıp çana hafifçe dokundu.
Çan bir kez çaldı. Ses, tünelden çıkarak bütün Vites Vadisi’ne yayıldı. Korna ezgileri yeniden duyuldu, tabelalar neşeyle sallandı, çam ağaçları birbirine yapraklarıyla selam verdi. Arabalar anladı ki neşe, yalnızca gülmekten değil, birinin işini kolaylaştırmaktan ve kimseyi geride bırakmamaktan doğuyordu.
Meydan Ustası Badem, o akşam vadinin ortasına yeni bir tabela dikti: “Yollar uzasa da iyilikle gidilen her yol eve çıkar.” Maviş ise her hafta farklı bir yola gitmeye başladı; yanında mutlaka paylaşacak bir şey ve dinleyecek kocaman bir kalp taşıdı. Böylece araba masalları içinde anlatılan en sevilen öykülerden biri doğdu: Vites Vadisi’nde neşenin kaybolmadığı, yalnızca dostların onu birlikte bulmayı öğrenmesi gerektiği masalı.




