Kırmızı Pelerinli Saatin Sakladığı Öğle

Yüksek tepelerin arasında, öğle vakti her gün aynı anda duran küçük bir kasaba vardı. Kasabanın ortasındaki saat kulesi, uzun yıllardır on ikiyi gösterirdi. İnsanlar bu duruma alışmıştı; fırıncı ekmeklerini, bahçıvan çiçeklerini, çocuklar da oyunlarını hep durmuş saate bakarak ayarlardı. Yalnızca on iki yaşındaki Nehir, zamanın neden tek bir yerde beklediğini merak ederdi.
Nehir’in dedesi, saat kulesinin eski bekçisiydi. Bir akşam torununa, kırmızı pelerinle örtülmüş büyük saati gösterdi. “Bu saat bozulmadı,” dedi. “İçindeki küçük çark, kasabada unutulan iyilikleri arıyor. Her iyilik bulunduğunda bir dişi döner. Üç iyilik tamamlanırsa saat yeniden yürür.” Nehir şaşkınlıkla, “İyilikler nerede saklanır?” diye sordu. Dedesi gülümsedi: “Onları bulmak için gözlerin kadar kalbin de açık olmalı.”
İlk Çarkın Sırrı
Ertesi sabah Nehir, saat kulesinin merdivenlerinden çıktı. En üst katta, tozlu tahtaların arasında incecik bir gümüş çark gördü. Çarkın üzerinde şu yazıyordu: Bekleyen birine verilen vakit. Nehir bunun ne anlama geldiğini hemen anlayamadı. Tam aşağı inecekken, meydanın köşesinde bastonuna yaslanmış yaşlı bir sepetçi gördü. Sepetçinin ipleri yere saçılmış, elleri titriyordu. Herkes aceleyle yanından geçiyor, kimse durmuyordu.
Nehir diz çöküp ipleri topladı. Sepetçinin sepetlerini yeniden bağlaması uzun sürdü, çünkü düğümler birbirine karışmıştı. Nehir’in arkadaşları oyun oynaması için onu çağırdıysa da o, “Biraz bekleyebilir misiniz?” diyerek işini bitirdi. Sepetçi teşekkür etmek için ona küçük bir tahta düdük verdi. O anda uzaktan bir çark sesi duyuldu. Saat kulesine koşan Nehir, gümüş çarkın ilk kez döndüğünü gördü.
İkinci İşaret
Çarkın yanındaki yazı değişmişti: Paylaşılınca çoğalan ses. Nehir bütün kasabayı dinlemeye başladı. Akşamüstü, okulun arkasındaki taş duvarın yanında ince bir ağlama sesi duydu. Bu, tek başına kalmış küçük bir kırlangıçtı. Kanadı incinmemişti; yuvasını bulamıyor, her ötüşünde yankısını duyup daha da şaşırıyordu.
Nehir, kırlangıcı kovalamak yerine sessizce yere oturdu ve onun sesini dinledi. Sonra aynı sesi yumuşakça taklit etti. Bir süre sonra kırlangıç yeniden öttü; Nehir yine karşılık verdi. Böylece ikisinin sesi, eski okulun çatısına kadar uzanan bir yol gibi ilerledi. Çatıdaki yuvadan başka kırlangıçlar göründü. Küçük kuş, ailesine kavuşunca kanat çırptı. Nehir’in cebindeki tahta düdük kendiliğinden melodik bir ses çıkardı.
O gece saat kulesindeki ikinci çark da dönmeye başladı. Fakat kasaba hâlâ öğle vaktinde asılı kalmıştı. Nehir biraz umutsuzlandı. “Belki üçüncü iyilik çok uzaktadır,” diye düşündü. Dedesi ona, “En uzak görünen iyilik bazen evimizin eşiğinde bekler,” dedi.
Evdeki Küçük Gölge
Ertesi gün Nehir, eve döndüğünde annesinin mutfakta sessizce çalıştığını gördü. Annesi kasabanın terzilerine düğme dizer, geceleri de komşuların sökülen giysilerini onarırdı. O gün elleri yorulmuş, çorbası taşmış, penceredeki saksı çiçeği de susuz kalmıştı. Nehir, annesinin her şeyi yetiştirmeye çalıştığını ilk kez fark etti.
Hemen su taşıdı, mutfağı temizledi ve annesinin yanına oturup düğmeleri ayırdı. Sonra kendi yaptığı kâğıt kuşlardan birini pencereye astı. “Bugün biraz dinlenebilirsin,” dedi. Annesi derin bir nefes aldı ve gülümsedi. O sırada kâğıt kuş, odanın içinde hafifçe döndü. Saat kulesinden üç kez tok bir ses yükseldi.
Nehir ve dedesi kuleye koştular. Kırmızı pelerinli saat parlamaya başlamıştı. Üçüncü çark yerine oturunca akrep önce titredi, sonra yavaşça ilerledi. On ikiyi gösteren saat, on ikiyi bir dakika geçiyordu. Kasaba halkı şaşkınlıkla meydanda toplandı. Fırıncı ekmekleri, bahçıvan çiçekleri, çocuklar oyunlarını bırakıp birbirlerine baktılar.
Zamanın Yeni Şarkısı
O günden sonra kasabada hiç kimse zamanı yalnızca saatten ölçmedi. İnsanlar birine ayırdıkları vakti, paylaştıkları sesi ve evlerinde fark ettikleri yorgunluğu da önemli saydılar. Sepetçi her çarşamba meydana geldiğinde çocuklara ip düğümleri öğretmeye başladı. Kırlangıçlar okul çatısına yuva kurdu. Nehir’in annesi ise her akşam çayını içmeden işe başlamadı.
Kırmızı pelerinli saat artık yalnızca zamanı göstermiyordu; iyilik yapıldığında küçük, neşeli bir tıkırtıyla şarkı söylüyordu. Nehir her ses duyduğunda dedesinin sözlerini hatırladı: Kalbi açık olanlar, zamanın sakladığı güzellikleri mutlaka bulurdu. Böylece kasaba, durmuş bir öğleden kurtulmakla kalmadı; her yeni güne biraz daha dikkatli, biraz daha sabırlı ve çok daha neşeli başlamayı öğrendi.




