Üç Damla Yağmurun Şarkısı

Bu masal, 5 yaş masalları ve hikayeleri oku diyen minik dinleyiciler için gökyüzüne, dostluğa ve paylaşmaya dair neşeli bir öykü anlatır.
Yemyeşil tepelerin arasındaki Çınaraltı Köyü’nde Suna adında meraklı bir çocuk yaşardı. Suna’nın en sevdiği şey, sabahları bahçedeki çiçeklere su vermekti. Papatyalar ona gülümser, menekşeler başlarını sallardı. Fakat o yaz gökyüzü bembeyaz olmasına rağmen hiç yağmur yağmıyordu.
Günler geçtikçe dere incecik bir kurdeleye dönüştü. Çiçeklerin yaprakları biraz üzgün görünmeye başladı. Köyün yaşlı bahçıvanı Duru Nine, gökyüzüne bakıp, “Bulutlar yağmur şarkısını unutmuş olmalı,” dedi.
Suna bu sözleri duyunca küçük sepetini aldı. İçine bir parça ekmek, kırmızı bir mendil ve en sevdiği tahta kaşığı koydu. Sonra tepenin ardındaki bulut ormanına doğru yola çıktı. Yanına da yuvarlak kulaklı, yumuşacık tavşanı Pofuduk geldi.
Ormanda ağaçların dalları hafifçe sallanıyor, yapraklar fısıltıyla konuşuyordu. Bir süre sonra Suna, gümüş renkli bir kayanın üzerinde oturan minicik bir bulut gördü. Bulutun kenarları aşağı sarkmış, yüzü de düşünceli görünüyordu.
“Merhaba,” dedi Suna. “Neden yağmur yağdırmıyorsun?”
Bulut içini çekti. “Yağmur şarkımın ilk notasını bulamıyorum. Ne kadar düşünsem de aklıma gelmiyor. İlk nota olmadan diğer notalar da sıralanamıyor.”
Suna tahta kaşığıyla yavaşça kayaya vurdu. Tık, tık, tık! Pofuduk da patileriyle yere hafifçe bastı. Pıt, pıt, pıt! Bulut bir an gülümsedi ama sonra yeniden başını eğdi.
“Şarkılar yalnızca seslerden oluşmaz,” dedi Suna. “Belki de ilk notayı bir yerde saklamışsındır.”
Üçü birlikte ormanı aramaya başladı. Önce çiçeklerin arasına baktılar. Orada, çiy damlalarının parıltısını buldular. Sonra kuru yaprakların altına baktılar. Orada küçük bir uğur böceğinin kanat çırpışını duydular. En sonunda yaşlı bir söğüdün kovuğunda üç mavi damla gördüler.
Damlı damlalar cam gibi parlıyor, birbirlerine değdikçe ince bir ses çıkarıyordu: Şıp, şıp, şıp!
Bulut heyecanla havaya yükseldi. “İşte bu! Yağmur şarkımın ilk notası buymuş!”
Fakat damlalar çok küçüktü. Bulut onları taşıyacak kadar büyüyemiyordu. Suna hemen köyü düşündü. “Herkesin yardımıyla büyüyebilirsin,” dedi.
Bulut, Suna ve Pofuduk köye döndü. Suna çocuklara haber verdi. Çocuklar ellerini çırptı. Duru Nine bahçesindeki küçük çanı çaldı. Fırıncı İhsan Usta, ekmek küreğiyle neşeli bir ritim tuttu. Kediler mırıldandı, kuşlar kanat çırptı. Köydeki herkes, kendi sesiyle yağmur şarkısına katıldı.
Üç mavi damla büyüdü, büyüdü ve bulutun göğsünde parlayan bir yağmur kalbine dönüştü. Bulut önce ince bir ses çıkardı: Şıp! Ardından gökyüzünde yumuşacık damlalar dans etmeye başladı.
Yağmur ne çok hızlı ne de çok yavaş yağıyordu. Çiçekler sevinçle başlarını kaldırdı. Dere yeniden şırıldadı. Suna, Pofuduk’la birlikte çamurun üzerinde küçük ayak izleri bıraktı.
Yağmur dinerken bulut, köyün üstünde rengârenk bir yay çizdi. “Şarkımı bana tek başıma değil, hepiniz birlikte hatırlattınız,” dedi.
O günden sonra Çınaraltı Köyü’nde her yağmur başladığında herkes kendi küçük sesini kattı. Kimi parmaklarını şıklattı, kimi kapısını tıklattı, kimi de sessizce gülümsedi. Çünkü Suna herkese şunu öğretmişti: Bazen kaybolan bir güzelliği bulmanın yolu, onu aramak değil, birlikte yeni bir ezgi kurmaktır.




