Şımarık Prens ve Oyuncakçı Masalı

Bir Zamanlar Oyuncakçı Dükkânı
Şehrin küçük bir sokağında, ahşap oyuncaklarla dolu bir dükkân vardı. Bu dükkânın sahibi Nazım Usta, her oyuncağı özenle yapar; içine biraz gülümseme, biraz sabır ve çokça hayal koyardı. Dükkanın vitrininde parlayan oyuncak arabalar, tahta bebekler ve renkli uçurtmalar herkesin ilgisini çekerdi.
Şımarık Prens
Aynı şehirde yaşayan küçük bir prens vardı. Prensin istediği her şey hemen gelirdi; oyuncaklar, çikolatalar, parlak balonlar… İstedikten sonra beklemeye tahammül edemez, onun için her şeyin en yenisi ve en parlak olanı en kısa zamanda olmasını beklerdi. Bu yüzden kasabadaki çocuklar bazen onun davranışlarına gülerek bakar, bazen de üzülürdü.
Özel Bir Oyuncak
Bir gün prens, Nazım Usta’nın dükkânının önünden geçerken vitrine bakıp yeni yapılmış bir müzik kutusunu gördü. Kutunun içindeki küçük atlı karınca döndükçe tatlı bir melodi çalıyordu. Prens hemen içeri girdi ve bu kutuyu almak istedi. Annesi ve babası ona kutuyu hediye etti. Prens kutuyu açtı, bir süre dinledi, sonra sıkılıp kutuyu yere fırlattı. Kutak hızlıca bozuldu; atlı karınca durdu, melodi sustu.
Nazım Usta’nın Teklifi
Nazım Usta, kırılan kutuyu görünce üzülmediğini söylemedi; ama prensin aldığı oyuncakla nasıl ilgilenmediğini de anlattı. O sırada bir fikir geldi aklına. “Eğer istersen,” dedi Nazım Usta, “bu kutuyu birlikte onarırız. Ama sadece onarmakla kalmayacağız; diğer çocukların da kırılmış oyuncaklarını tamir edecek şekilde yaparız. Böylece oyuncakların nefes almasını, tekrar sevilmesini sağlarız.”
Prens önce şaşırdı. Kimse ona böyle bir teklif vermemişti. Hemen kabul etti ama yine de işi hızlandırmak istedi. Nazım Usta gülümseyerek, “Önce öğrenmek gerekir,” dedi. “Sabırla, özenle ve emekle yapılır her şey.”
Öğrenme Zamanı
Ertesi sabah prens, Nazım Usta’nın dükkanına gitti. Gün boyunca küçük aletlerle çalıştı, yapıştırdı, zımparaladı ve küçük vida aradı. İlk başta işi çabuk bitirip gitmek istese de, içinde bir şeylerin değişmeye başladığını hissetti. Oyun oynarken bir oyuncağın nasıl mutlu olduğunu düşündü. Bir çocuğun oyuncağına yeniden sarılması onu mutlu ediyordu.
Günler geçtikçe prens, sadece kendi oyuncaklarına değil, diğer çocukların kırık eşyalarına da önem vermeye başladı. Onları tamir etmek için sabır gösteriyor, eksik parçaları bulmak için komşularla konuşuyor, bazen de kendi oyuncaklarını vererek başkalarına yardım ediyordu.
Paylaşmanın Sırrı
Birgün pencereden bakan bir kız çocuğu, tamir edilen bir bebekle gelip Nazım Usta’ya sarıldı. Gözleri parlayan kız, prense teşekkür etti. Prensin kalbinde tuhaf bir sıcaklık hissetti; aldığı tek bir hediyeden daha büyük bir mutluluktu bu. Başkalarının sevindiğini görmek, içini ısıtmıştı.
Nazım Usta sessizce baktı ve dedi ki: “İşte gerçek değer bu; bir şeyi sadece sahip olmak değil, ona değer vermek ve paylaşmak.” Prens artık daha farklı düşünüyordu. Şımarık kelimesini unutmadı ama yerine bir başka özellik geldi: düşüncelilik.
Yeni Bir Alışkanlık
Prens, artık yeni oyuncak istediğinde önce var olanlara iyi bakıyor, arkadaşlarıyla paylaşıyor ve kırılınca birlikte tamir ediyor, birlikte öğretiyorlardı. Şehrin çocuklarıyla kurduğu bağ güçlendi. Dükkândan çıkan herkes bir parça mutlulukla evine gidiyordu.
Moral
- Bir şeye değer vermek, onu korumakla başlar.
- Paylaşmak ve birlikte onarmak, mutluluğu çoğaltır.
- Sabır, yeni şeyler öğrenmenin anahtarıdır.
Ve böylece küçük prens ile Nazım Usta, sesli kahkahalar ve minik tamir aletleriyle dolu günler geçirdiler; oyuncaklar yeniden oynandı, çocuklar yeniden güldü.




